Estefania’ nın Yalanları

Bir kız var, Amerika’ dan tanıdığım. Bu kız benim oda arkadaşımdı. Kız hemen dibinde duran çöpü çıkarmaz, temizlik kurallarına uymazdı.

Sadece o mu, hiç açık hava aktivitesine de katılmazdı. Bir kere bile bizimle sahile gittiğini görmedim. Ama bir kere bile kendi başına veya arkadaşlarıyla birlikte gittiğini de görmedim.

Estefania’ nın eğlence anlayışı otel rooflarında elinde pahalı içkisi ve üstünde bir takım tasarım kıyafetlerle salınmaktı. O kıyafetlere ne üzülmüştü THY bagajı kaybetti diye. THY bagajı kaybederse 10 bin dolar ceza ödemek zorundaydı o vakitler, “hadi yine iyisin” demiştim ona fakir aklımla. O da bana oldukça soğuk bir suratla “benim kıyafetlerim on binden fazla eder” demişti.

Kimseyle konuşmaz, herkese tepeden bakar, hiçbir etkinliğe gelmez, hiçbir şey yapmaz. Tek yaptığı ağır makyajlar yapıp partilere gitmek.

Ha o makyajın döküntüsünü de hiç temizlemezdi ve ortalığı bok götürürdü.

Kısacası Estefania’ nın bulunduğu her ortam çürük kokardı.

Sonradan sonradan Estefania bir instagram sayfası cozutması yaşadı. Galiba para verdi ilk olarak bir anda binlerce takipçisi oldu. Sonra da o sayfada sürekli olarak seyahat fotoları paylaşmaya ve insanlara “inspirational” mesajlar vermeye başladı. Bizim kokaç Estefania, tutup doğanın kokusu, temiz ortamlar, spiritüel yolculuklar falan paylaşıyor.

Niye bu kadar yalan söylüyor acaba? O seyahatlere çıkabilmek için gerekli sponsorluklar adına bir imaj yaratması için mi? Yoksa belki de Estefania’ nın kafasına bir kaya düştü de bir anda aydınlanıverdi… Belki de o yüzden artık kaybedebileceği bagajlar için oturup üç gün ağlamıyor gibi pozlar veriyor. Belki de o yüzden dünyanın en temiz ve spiritüel kızı pozlarında ve belki de gerçekten o otel rooflarında geçirdiği partilerden illallah etti.

Gözümle görmemiş olsam ulan kız nasıl güzel hayat yaşıyor diyeceğim ama yaptığı her boku biliyorum. Boşuna yalan söyleme Estefania.

estefania.png

Estefania poz keserken gerçek bir gezgin arkadaşım Anja, elden düşme kıyafetlerle ve beş sene evvel aldığı crocslarıyla (ne alay ederdik yarabbim) dünya turu gerçekleştirdi. Ama onun fotoğrafları bir Estefania kadar etmedi… Çünkü insanlara akıl vermiyordu, inspirational mesaj falan vermiyordu. Filtre kullanmıyordu, arkadaşlarıyla gülerek fotoğraf çekiliyordu götünü kameraya çıkararak değil… Ben buna bağlıyorum o kadar instagram bebesi olmamasını…

Soxam bele yaşayışa…

Reşat

Geçtiğimiz sene apartmanın bahçesinde çok fazla miyav sesi duyuldu. Birkaç kez yavrularını bırakıp kaçan kedilere rastladık.

Bir tanesini sahiplendirdik. Adı da Paşa, paşalar gibi yaşamakta. Sonrasında bir tane de Reşat adlı bir kerata çıktı ortaya. Aman yarabbi, nasıl oyun oynuyor, nasıl konuşuyor nasıl saldırıyor millete…

Reşat’ ı sahiplenen olmadı. Ama bizim apartmanımızın kedisi oldu. Herkes mama veriyor, çocuklar seviyor, uyuduğu yer belli, çıkıp gezdiği yer belli.

Geçtiğimiz hafta pezevengin biri Reşat’ a tecavüz etmiş, üstüne benzin döküp yakmaya kalkmış. Reşat can havliyle apartmana kaçmış. Ama garibim sesini bile çıkaramamış, yarası çok kötü olana kadar ortada bile yoktu. Biz de kendisi bu aralar pek bir gezer olduğu için endişelenmedik, zira her seferinde geri dönüyordu.

Veterinere götürmüşler bir tane, o daha bir pezevenk. Araba çarpmış diye röntgen çekmiş ve sadece iç kanama tehlikesi olabilir diye ilaç vererek göndermiş. Bir de güneşin altına koyun demiş (yanığı olan kediyi), kedisi olan birine teslim edin demişler. Bize getirdiler. Hayvanın kanaması var, poposundan. Dokundurtmuyor, yanık kokuyor… Tuttuk Leydi’ nin veterinerine götürdük.

O da durumu anlattı. Yaranın ne kadar kötü durumda olduğunu söyledi. Birkaç gün yaranın temizlenmesi için (kurt kaynıyordu) pansuman yapacaklarını sonra ameliyata girecek kadar güçlendiğinde de kendisine yeni bir popo yapacaklarını söylediler ama umutlanmamamızı söylediler.

Arkadaş, dağ başında da yaşamıyoruz ki her yerde kamera var. Yanda okul var, onun kamerası var. Karşıda market var, onun kamerası var. Bizim apartmanların kamerası var…

O kameralar bir kıymetlendi bir kıymetlendi ki sormayın gitsin. Bu yandaki okulun müdürü apartmandan birinin arkadaşı. Adamlar bize vermiyor eğer aracı olursa belki verirler dedik kıza söyledik. Kızın ilk dediği aynen şu “tamam akşam ararım”. Acelesi yok yani, akşama… Bizim aklımız çıkmış, sokak sokak yerde ateş almış herhangi bir şey arıyoruz, tek ateş yakılmış olan yer okulda çıkıyor, her şey okul tarafında kitleniyor ama söyleyince “akşama”… Sonra kızdan ses seda yok. Mesaj atıyorum, “ulaşamadım” diyor başka açıklama yok.

Eyvallah, ulaşama. Olabilir, insanlık hali. Ama bunu söyle ki erkenden, vakitlice olay soğumadan biz gidip bir çaresini düşünelim. Niye oyalıyorsun? Ona başka söylüyor buna başka söylüyor, ortalığı bulandırıyor. Kızdığım nokta bu. Bu kadar gevşek davranıp üste çıkma çabaları da muhteşem. Çok meşgulmüş. O kadar meşguldü ki arkadaş instagram hikayeleri atmakta, kankalarıyla gezip sokaklardaki kedilerle oynamakta falan görsen haline üzülürsün bu nasıl bir meşguliyet diye… Bu kızın bir sürü işine koşmamış olsam ne samimiyetimiz var ki zaten diye basıp gideceğim ama öyle bir durum da yok.

Sonuç olarak kedi acılar içinde öldü. Tecavüzcüsü dışarıda. Olayı belki de aydınlatabilecek tek kaynağımız da birilerinin vicdansızlığına kalmış bir şekilde yatıyor. Bir de kapıma gelmiş bana trip atıyorlar. Hey yarabbim. O suç bastırma çabası yok mu? İfrit ediyor beni ifrit…

Bir gram hakkım geçtiyse bunlara haram olsun. Öyle bir ah etmişim, karma diye bir şey varsa bir taraflarında patlamaz mı bu? Bence patlar.

Not: Aynı şey okula giden çocukların başına gelmesin diye çocuklar da aileleri de, okul çalışanları da BİZİM tarafımızdan uyarıldı. Bütün mahalle, bir sapığın olduğunu biliyor, herkes dikkat kesildi. Ama elde var sıfır…