Music Modernization Act

Amerika’ da telif hakları ile alakalı çalışan tüm avukatlar, sanatçı hakları ile alakalı tüm birlikler, vakıflar vesaire aklınıza ne gelirse son zamanlarda sürekli olarak bu Music Modernisation Act üzerinde bir iyileştirme yapılmasını ve meclislerinden geçerek yasalaşmasını kafaya takmış durumda.

Mart ayından beri bu yeni yasa üzerinde büyük olaylar dönüyor. Ben de anladığım kadarıyla ne olmuş bitmiş anlatmak istedim.

Gerçi ben UCLA’ de Music Business okumuş gibi durmuyormuşum ama…

giphy.gif

Dur liboşların anlayacağı bir karakter ile tepki vereyim.

MMA değişimi müzik lisanslama olayını dijital alanlarda daha da kolaylaştırılması için hazırlanmış bir yasa tasarısı. Olay hakkındaki ilk yasa 1909 yılında yapılmış. Şu bizim bildiğimiz vahşi batı sahnelerini düşünün. Kovboy Saloon’a girer, orada bir piyano vardır falan ya. İşte yasa bir kağıda dökülmüş telifli müziğin o piyanolarda çalınması ile alakalı oluşturulmuş. O derece eski. O yüzden “yenilik isterük” diye geziniyor Amarikalılar.

Hele bir de o yasa çıktıktan sonra radyonun ortaya çıkışı ve radyolarda müzik yayını yapılması ile telif bambaşka sorunlara sebep olmuş. Her neyse orayı geçelim efem.

Diyorlar ki o yasada müzikte katkısı olan herkesin yazılı izni olması gerek, her bir platform için ayrı ayrı o yazılı izinlerin alınması gerek. Bruno Mars’ ın Uptown Funk’ ı mesela 11 kişi tarafından yazılmış. Eğer Spotify bu 11 sanatçıyı bilgilendirmezse şarkının çalınacağına dair ve izinlerine almazsa vay babasının kemiği.

Kaç şarkı kaç platform var tahminen? Büyük karmaşa. Bu yüzden ya çoktan telif sorununu toptan çözdükleri lisanslar alıyorlar (toplu şarkıları içeren) ya da almıyorlar. O yüzden Spotify’ da büyük bir “o şarkı neden yok lan” sıkıntısı var. Diğerleri de öyle keza.

giphy (1).gif

Bir de geçen senelerde Spotify’ ya bir sürü dava açılmıştı royalty’leri sanatçılara eşit dağıtmadığı için. MMA bunu değiştirmek ve herkesin eşit pay almasını sağlayarak bütün sanatçıların dijital platformda bir yer edinmesini sağlamak için hazırlandı deniliyor. Sanatçılara ödenmeyen milyonlarca royalty parası yatıyor kenarda.

Tabii bu sadece daha birinci kısmı olayın. Bazı endüstri adamları buna tamamen karşı çıktılar. “Sanatçılara yarayacak diyorsunuz da bildiğin aradan başka şeyler geçiriyorsun ne ayak” diyorlar. Hele bir Harry Fox Agency var herkesin bildiği. Kimin ne kadar para alacağına dair bilgilere sahip bir şirket. O diyor ki “siz bizim işimizi elimizden alıyorsunuz, yatırımımızı baltalıyorsunuz”. Oysa dediklerine göre devlet HFA gibi şirketlerle anlaşarak olayları kontrol etmelerinde daha fazla güç sahibi olmaları sağlanabilir. Ağlamalarına gerek yok diyen çok fazla.

İkinci kısım da şarkının kaydedildiği stüdyo ve stüdyo çalışanları da bu royaltylerden pay alacak. Artık daha eşitlendi denilebilir müzik anlamında. Tabii bu kısım bizi ne kadar alakadar eder bilemem. Zira bizde “telifini komple bana vir, albüm çıkaram verem sana yüz bin sonra sen yoluna ben yoluma” kanunu var. Hala kafam almıyor.

Bir de unutmayın, müzisyenler ile endüstri adamları arasında hep bir kavga vardır. MMA, iki tarafın da istediği bir şey. O yüzden önemli.

İşte bu yasa Amerika’ da temsilciler meclisinden oy birliği ile geçti. Senatodan da geçerse o zaman ne olacak?

  • Wild Wild West kanunları yenilendi ve bu sayede telifli müziklerin dijital platformda bulunması daha kolay olacak. Bu da kısıtlı arşivlerin genişlemesini ve herkesin istediği şarkıya kolaylıkla ulaşabilmesini sağlayacak.
  • Dijital platformda ufak sanatçıların sesi daha fazla çıkacak. Sanatçılar daha eşit bir ödeme alacaklar.
  • 1972 kabusu biraz hafifleyecek. (Bir 72 öncesi şarkılar bir de 72 sonrası şarkılar olarak telifler ayrılmakta, o ayrı bir konu)
  • Müzikte emeği geçen herkes para alacak.

Gereksiz bilgiler kuşağından bugünlük bu kadar. Ben gidiyorum.

giphy (2).gif

Organizatör Özgüveni

Arkadaş, bildiğimiz üzere Türk milleti yersiz özgüven patlamaları ile bilinen aptal bir millet olabiliyor bazı durumlarda. “Organizatörlük” de bunlardan bir tanesi.

Çok bir şey demeyeceğim. Sadece karşı karşıya geldiğimiz zibilyon tane adamın aptal saptal “iş yapması”ndan bahsedeceğim biraz.

Homo-organizatörus işine “Ben şunu getireceğim, bunu getireceğim, parasıyla değil mi, ne kadar olabilir ki amk” diye bir gazla başlıyor işe. Toplantılar genelde bu patlama ile başlıyor. Gazı alan booking ekibi (biz gibi) de başlıyor sanatçılar ile görüşmeye. Ama en başından karşı taraf iyi atmış “Biz çok büyük bir isim istiyoruz, festivalimizin adı sanı duyulsun biz bu işin kralını yapacağız” diye epey bir gaza gelmiş.

robin srsly

Sonra fiyatlar geliyor yavaş yavaş. Sonra organizatörusun götü hafiften yere değmeye başlıyor. “O kadar parayı o adama vermem, ben o parayı kimlere kimlere veririm” diye bok atıyor sanatçıya. Ama  hala az paraya isim peşinde hırdo.

İkinci tur isimlerde biraz daha uygun fiyatlı olabilecek bir takım adamlar ile görüşülüyor. Ama yine çok geliyor homo-organizatörusa. Çünkü adamın parası yok. Ve aslında hiç olmadı.

monkey roll

Bokuna bakmadan atıyor da atıyor organizatörus. Sonra da şartlar kötü, yok sponsor yok bilmem ne. “Ulan gavat, başta da yoktu onlar, on toplantı sonrasında mı fark ettin” diyesin geliyor.