Emily Nasıl Kurtulur?

Son zamanlardaki takıntımı söyleyeyim: The Handmaid’s Tale. Her bir bölümü tekrar tekrar izlenesi dizisinin yanında her bir sayfası tekrar tekrar okunası bir roman aslında. Nasıl bir insansın sen Margaret? İnsan mısın sen demek daha doğru gerçi.

elisabeth-moss-margaret-atwood-handmaids-tale-hulu-930x419

Lizzy ve Margy Bargy

The Handmaid’s Tale veya Türkçe’ deki adıyla Damızlık Kızın Öyküsü çok geç keşfettiğim bir kitap oldu. Ve bunun için gerçekten üzülüyorum. Sadece kitabı geçtim, dizisi için de aynı şeyi söyleyebilirim. Bakın normalde bir film veya dizi izlemediğim için, geç kaldığım için üzülmem. Ama buna üzüldüm arkadaş. Kitapta June veya yeni adıyla Offred adlı bir ana karakter var ve onun anlatımıyla Gilead adlı bir ülkede kadınların yaşadığı baskıları okuyoruz. Ve dizide Elisabeth Moss, June rolü ile milletle taşak geçiyor.

giphy.gif

Offred/June rolüyle Elisabeth Moss

Ancak dizide bir başka karakter daha var, kitapta sonu kötü biten. O da Emily adlı bir hatun kişisi. Kitapta adı sadece Ofglen olarak geçiyor, Mayday’i Offred’ e söyleyen ve ortada bir direniş olduğunu bildiren şahıs, kitap sonunda (artık bu spoiler değil amk) yakalanacakken kendini asıyor.

handmaids-tale-alexis-bledel-elisabeth-moss

Emily/Ofglen/Ofjoseph rolüyle Alexis Bledel

BUNDAN SONRASI AĞIR SPOILER, İZLEMEYEN BIK BIK ÖTMESİN!

Dizide ise Ofglen’ in yani Emily’ nin başına gelmeyen kalmıyor. Emily, bir üniversitede hücresel biyoloji profesörlüğü yapmakta evli mutlu çocuklu bir kadın. Ama yeni yaşam standardına göre böyle bir şey mümkün değil. Karısı var çünkü Emily’ nin. Olaylar patlak verdiğinde karısı çocuğunu da alarak Kanada’ ya gidiyor ama Emily gidemiyor çünkü evlilikleri artık yasal değil ve yasal haklardan faydalanamıyor.

Tutuyorlar damızlık yapıyorlar Emily’ yi. Çocuğu gitmiş, karısı gitmiş. “En azından onlar güvende” diye düşünüyor. Sonra bir Martha ile tanışıyor ve onunla yakınlaşıyor. Ve fark ediyorlar durumu. Emily sünnet ediliyor ceza olarak. Sonra Emily kafayı kırıp bir gün bir arabayı alıp güvenlik görevlilerini eziyor. Sonra yallah toplama kampına. Orada zehir temizliyor bir süre. Zehirden etkileniyor tabii ve ölümü kabullenmiş bir halde.

359c9c7f-5873-49c1-adfe-393fd35c1f87-tht_202_gk_1662rt.jpg

Ölüme gönderilen kadınlar

Sonra yerine gelen yeni Ofglen bir gün sikerim belanızı deyip bir bomba patlatıyor. Bir sürü adam pert. Tabii bir sürü damızlık kız da. Bu sefer toplama kamplarında hala çocuk doğurabilenleri geri topluyorlar. Emily’ nin çilesi… Onları iyileştirip yeni ailelere gönderiyorlar.

Emily nereye gidiyor peki? O ülkeyi o hale getiren, ülkenin ekonomisinin bel kemiğini sömürgeler üzerinden oluşturan ve hayatı herkese zindan eden bir adamın evine. Daha eve adımını atmadan öğreniyor herifin ne boklar yediğini. Eve girince daha bir şok Emily. Çünkü herkese boktan bir hayatı reva gören adamın evine Gilead hiç uğramamış gibi. Her yerde sanat eserleri, kitaplar, ağzı bozuk rahat kadınlar, Gilead’ da yasak olan ne varsa. Emiliboy şok… Üstüne bir de aynı herifin o toplama kamplarını yaratan adam olduğunu öğreniyor.

Sizce bu durumda Emily ne yapar?

-Sikerim belanızı diye adamı öldürür.

-Sikerim belanızı diye hem adamı hem evdekileri öldürür, üstüne evi yakar, geçer karşısına bir sigara içer.

Başka kurtuluşu yok Emily’ nin. Var ise o da adamın aslında yaptığını düzeltmek için uğraşan ve evine bundan yara almış akıllı insanları toplayarak bir ekip kuran bir adam olması ile alakalı ki bu da Emily’ nin kurtuluşunun bir adamın iki dudağı arasında olduğu gerçeğini ve baştan kaybetmiş olduğunu gösterir sadece.

Kısacası Emily kendi başına kurtulamaz. June da öyle.

Her ne kadar June “baş karakter” olsa da, Emily onun yanında çok daha derin bir karakter gibi kalıyor benim gözümde. June yeri geldiğinde işbirliğinden kaçınmıyor, Emily mezarlarına tükürüyor. Bebeyim ❤

Tabii şimdilik bu mezarlara tükürme meselesi. Belki de gerekli şartlar Emily için oluşmadığından bir başkasından bir şey talep edemiyordur June gibi. Belki de talep edebileceği noktada o da işbirliği yapacak, kim bilir.

giphy (1).gif

Ama hiçbiri şu karının şansına sahip değil amk…

Hiçbiri kurtulmasa bile kesin Janine kurtulur… Öyle bir bal. Bir gün de onu anlatayım.

Ayın 5 Şarkısı

Geçtiğimiz ay çok şey dinledim yalan yok. Ama nedense şöyle bir durum var kafamda: Aynı şeyleri tekrar tekrar dinlemek ve yeni şeylere geçememek.

O yüzden mesela geçen ay ne dinlediysem bu ay da çok sık dinledim. Veya hiç de hazzetmediğim bazı şarkıları tekrar tekrar dinledim.

Sonuç olarak elimde bir liste var ve buna şükrediyorum. O kadar garip bir ruh halindeyim çünkü.

 

  1. True Moon – Sugar

En sevdiğim şarkılar arasına ilk beşten girer. O derece mükemmel bir şey. Geçtiğimiz aylarda da bir kere dinlemiş ama o zaman daha adını hatırlayamadan kaybetmiştim. Bu ay Spotify tanrıları bana iyi davrandı ve tekrar karşıma çıkardı.

2. Escondido – Footprints

Tam bir yaz şarkısı değil de nedir?

3. Black English – Leave the Door Wide Open

Yüz yıl sonra dinlediğinizde Dilara paylaşmış diyeceğiniz şarkılar listesine girer…

4. 3 – The End Has Begun

İşte sevmeyip de ısrarla dinlediğim şarkı.

5. BOOTS – I Run Roulette

Çok dinledim ama aslında çok sevdiğimi henüz söyleyemem.

 

Bu ay ekstra olarak Rag’n’bone Man şarkıları dinledim bol bol. Özellikle geçen ay paylaştığım Hard Came The Rain hala dinlemeden duramadığım bir şarkı. Bu adam nasıl gidip Human gibi bir şarkı ile ünlü olmuş yahu?

Bu kadar efem…

Ariana ve Pete

SNL’ i ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Pete Davidson da bu SNL ekibinin bir üyesi epeyce bir süredir. Çok eğlenceli adamlar gibi geliyor bana onlar. Hele Pete’ in bir skeç silsilesi var ki dillere destan:

 

Ariana Grande de çok güzel taklitler yapabilen güzide bir genç kız. Onun da acayip eğlenceli bir insan olduğuna eminim:

 

Ama bu ikisi nasıl bir araya geldi yahu? asdkfdjghlfgj Lisede anlam veremediğimiz çiftlere benzemiyorlar mı? Aralarında nasıl bir muhabbet var acaba? Uzun zamandır ilk defa, hem de çok uzun zamandır ilk defa ünlü bir çiftin ilişkisi hakkında “acaba nasıl lan” diye düşündürdü beni. Kafamda bir türlü oturtamıyorum belki de ondandır.

pete-davidson-ariana-grande-1527800170

Merakla bekleyeceğim ve neler yaptıklarını takip edeceğim bu ikilinin. Bunu söylemeye geldim sadece.

Ayın 5 Şarkısı

Bu ay size adam gibi birkaç adet şarkı paylaşabileceğim çok şükür ki.

Geçen ay bildiğiniz üzere hiçbir şarkı paylaşamamıştım ve bununla ilgili bir video paylaşmıştım. Neyse ki dün dündür, bugün de bugün.

O zaman başlayalım.

 

  1. Poem – Weakness

Klip yaşlısı bilem var:

 

2. Bite the Bullet – Any Other Way

Bu şarkının tam olarak neresini sevdim hatırlamıyorum ama listeye giriş yapacak kadar çok dinlemişim. Haydi bakalım… Çoh ilginç bir klibi var:

 

3. Rag’n’Bone Man – Hard Came the Rain

Bu adamı sevmiyorum. Ama bir seferlik listede yer veriyorum. Bu şarkının o popüler olan ile hiçbir alakası olmaması yüzünden o da.

 

4. Men Without Hats – Safety Dance

Nostalji köşesinde bunlar var. Son zamanlarda dinlediğim hangi şarkı buna benziyor hala çıkaramadım ama. Bu şarkıdan araklanmış o şarkıyı bulmadan rahat yok.

 

5. Zbigniew Preisner – Dies irae

Ağır bir top ile de bitirelim… The Crown’ da kullanılan soundtrack’i paylaşıyorum:

Dinlemeden duramıyorum ne yapayım…

Ondan Bundan Vol.19

Şaka maka uzuuuuun zamandır böyle bir yazı yayınlamamışım. Vakti gelmiş. O zaman başlayalım.

  • Geçen hafta Camel konseri için İstanbul’ a gittik. Nalet şehir, gram sevmiyorum amk… Camel için katlanılır idi tabii ve konser biter bitmez vınnn Ankara’ ya geri döndük. Hiçbir arkadaşımı göremedim, tebrikler arkadaşlarım. Bir daha bir ortamda Camel övdüğünüzü görürsem ağzınıza sıçazayim.
  • Camel konseri sırasında bir şey oldu. Böyle nasıl anlatılır tam olarak bilemiyorum ama garip bir hissiyat yaşadım. Sanki içimde bir şeyler kütürdedi, yerine oturdu. Bir huzur geldi, bir mutluluk, sakinlik falan. Abartıp bokunu çıkarmayayım ama depresyondan çıkmış gibi hissettim.

Camal, sen nelere kadirsin… Verdiğim her kuruş helal.

  • Bir doktora gitmem lazım, damar ile ilgilenecek bir doktora. Dolaşımda büyük sorunlar var ve kimseye ses etmesem de ciddi ciddi korkutuyor beni. Bu şişlikler hiç iyiye alamet değil. Geçmiyor nalet olasıcalar. Ona odaklanmam gerek.

giphy (34).gif

  • İleride size yeni yaşadığım bir İK vahşeti daha anlatacağım. Çok eğleneceğimizi umuyorum.
  • Uzun zamandır uğratığım ergen yutub kanalında büyük gelişmeler var. Yavaştan yavaştan para kazanmaya başladım ve iyi de gidiyor şimdilik. Ama ergenlerin tavırlarından çok sıkıldım. Onu ayrı bir yazı olarak göreceksiniz yakın bir vakitte. Ayrıca hala kanalın adını paylaşacak kadar büyümedi kanal, iyice büyüsün o zaman sahipleneceğim.

giphy.gif

  • Youtube konusunda çok şey öğrendim ve kendi kanalım için artık düzenli bir şeyler yapma vakti geldi diye düşünüyorum. Ama çok ilginç bir yoğunluk var, hem kafamda hem iş yükümde. Tam oturtamadığım bazı şeyler var, onlar da otursun sonrasında bayram edeceğim.
  • Son birkaç aydır gaipten ağlayan kadın sesleri duyuyorum sabahları. Sabaha doğru desek daha doğru. Çok erken saatlerde bir kadın ağlıyor. Gözümü açıyorum sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum ama yok, anlaşılmıyor. Bir iki kere acaba annemden mi geliyor diye odasına gittim tık yok. Komşulara sordular onlar hiç duymamış. Kafama feci taktım, bulacağım o ağlayanı… Ulan yoksa ben miyim? Uykumda mı ağlıyorum acaba?

giphy (1).gif

Neyse bugünlük bu kadar yeter. Yakında bol bol farklı yazılar ile karşınızda olurum, umarım. Umarım diyorum zira fırsatım olmuyor kendi sayfama bakmaya.

Süslü Sözlük

Ekşisözlüğe yazar olmak için kaç sene bekledim inanın hatırlamıyorum. Ama o sıra hiç ilermemez, aksine gerilerdi, onu hiç unutmam.

Sonra yazarlık aldım, nasıl mutluyum ama açtım güzel güzel bir şeyler yazayım, çaaaaat kanzuk…

Ne kadar troll var, ne kadar cinsiyetçi adam var hepsi sitede. Sonra ekşişeyler çıkardılar, insanlar içeriklerinin kendilerinden habersiz kâr amaçlı kullanılmasını protesto etmek için tüm yazdıklarını silip gittiler. Resmen okunacak bir şey kalmadı orada.

Bok gibi bir yer oldu müdürüm afedersin…

Böyle artık son zamanlarda angaryaymış gibi hissediyordum girince siteye. Sanki mecburmuş gibi. Ama uzun zamandır da bir girdim yoktu açıkçası. Sadece millet ne döşemiş onlara bakıyordum, günlük engelle, başlıkları engelle kotamı dolduruyordum o kadar.

Sonra bir anda karşıma Süslü Sözlük çıktı. Aman Yarabbi! Olamaz böyle bir güzellik! Böyle sakiiiiin, huzurluuu, troll yok denecek kadar az, insanlar saygılı falan. Resmen Türk kadınına olan saygım arttı yahu. Makyaj ve kişisel bakım konusunda bu kadar bilgili, birbirine saygı duyan, garip garip mesajlar yazmayan insanların olduğu bir yer resmen.

suslu-şeffaf.png

Sonra bir daha el alışkanlığı, ekşisözlüğe tıkladım. Yemin ederim ığıl ığıl bir bok kokusu doldu resmen burnuma, geri kapattım.

Tüm hanım kızlarımıza sesleniyorum. Süslü Sözlüğe gelin! Ha öyle aman aman değil ama ekşiden bin kat iyi genşler. En azından red pillciler yok, o kadarını diyeyim.