Masayı Terk Etme Cakası

Türk dizilerindeki zorlama haller bir alem. Say say bitmiyor. Son zamanlarda en komik gelen şey de şu masadan sinirlenip kalkıp gidenler.

giphy.gif

Tamam eyvallah, masada kavga ettin diyelim evdekilerle. Çekip tın tın gidiyorlar. Sonrasında ne oluyor? Birisi daha triple kalkıp o gidenin peşinde takılıyor.

giphy (1).gif

Oysa gerçek hayatta ne olur? Sinirlenip masadan kalksan bile kimse peşinden gelmez. Niye?  Kimse yemekten kalkıp trip atan insanı sakinleştirmeye kolay kolay gitmez. Ama televizyonda her sofradan mutlaka trip ile kalkan biri ve onu sakinleştirmeye giden bir ekürisi var. Çok sahte durmuyor mu?

Ayın 5 Şarkısı

Bu ay Spotify beni hiç üzmedi ablası. Maşallahı vardı. Bu liste daha ayın ilk 10 gününden belli olmuştu, o derece!

  1. Editors – Salvation

Editors dinlememek ayıp. Öğrenemediniz gitti. Neyse ki öğrenmek için geç değil. Hala vaktiniz var. Buradan başlayınız efendim:

 

2. Agent Fresco – Dark Water

Allahım diyorum, böyle şarkılar sevmeyeyim ne olur diyorum yok olmuyor. Abinin vokaller on numara:

 

3. Bloom Twins – Fahrenheit

Tam benlik bir başka şarkı da bu ay Bloom Twins’ten geldi:

 

4. Katatonia – In The White

Bu ayki nostalji hakkımı bu şarkı için kullandım. Özellikle de bu versiyonu için:

 

5. Nikolai Rimsky-Korsakov – Scheherazade Op. 35: II. The Story of the Kalender Prince

O kadar çok Binbir Gece izledim ki istemeden de olsa artık beynimde ve The Tunes’ da yer edindi.

 

Şarkılar bunlar beyler bayanlar. Keyifle dinlemeniz dileğiyle.

giphy.gif

Fast Fashion

Var böyle bir şey. Aynı fast food gibi fast fashion diye bir şey de var. Alışverişimizin %80′ ini yaptığımız yerler üstelik bu işi yapanlar da.

Mesela H&M. 2 hafta içerisinde yeni koleksiyon çıkarıyor. En geç 1 aya çıkardığı şeyin modası geçmiş oluyor. Öyle bir döngü oluşturmuşlar ki insanın aklı çıkıyor. Tüm tasarımlar birbirinin kopyası. Tasarım için en geç 1 hafta harcıyorlar. Geri kalan aşaması da çok kısa sürede gerçekleşiyor. Çok büyük sayılarda üretim yapıyorlar. Aldığımız ürünün bir tanesi bile o kadar ucuza yapılmış oluyor ki dudak uçuklatır. Hani o dükkanda ucuz diye aldığımız şeyler daha da ucuz aslında. Ucuz işçilik, kalitesiz malzeme vesaire derken bizim aldığımız dükkanlara getiriyorlar.

giphy.gif

Biz o malı alıyoruz ve 2 hafta sonra “bunu niye aldım ki, kimse giymiyor” diyor ve tekrar alışverişe çıkıyoruz. Aldığımız şey çok kalitesiz, 2 kereden fazla giyilmemiş vasat bir parça olarak dolaplarda sürünüyor.

Ha o acayip sayılarda üretilen malların geri kalanı ne oluyor o iki hafta sonra yeni koleksiyon çıktığında? Çöp oluyor evet. Dünyanın içine ediliyor artık.

Bunun nasıl üstesinden geleceğiz?

  1. Bir ürün almadan etiketinden ( o kocaman beyaz kitap gibi etiket) üretim ülkesini buluyoruz ve içimize sinmeyen bir ülkede ve koşullarda üretildiğini anlıyorsak o şeyi almıyoruz.
  2. Paramızı biriktirip 3 ayda ağzı gözü bir yana gitmeyecek kıyafetler alıyoruz.
  3. Az alıyoruz. Kapsül gardırop yapıyoruz. Ortalama 36 parça kıyafetimizden şaşmıyoruz.

Bu kıyafet mevzusunu yakın zamanda tekrar gündeme getireceğim. Haberiniz olsun.

Mezuniyet Kınası?

Geçenlerde böyle bir şeyin varlığını öğrendim ekşisözlük’te. Yeni mezun olan gençler bildiğimiz kına gecesi düzenliyorlarmış. Mezuniyet balosu yerine yapıyorlarmış.

giphy.gif

.

..

Şimdi iki mesele var. 1. si ve en önemlisi beynimde her zaman öten şu “Bana ne amk” muhabbeti. Hakikatten bana ne… İsteyen istediğini yapsın. Kim neresine ne istiyorsa yaksın sonuçta herkesin kendi hayatı. Herkes istediği gibi kutlasın bize ne değil mi? Kına da bir gelenek sonuçta, yapana da karşı değilim, yapmayana da.

giphy (1).gif

2. si ve daha garibi ise 3 gündür kafamda bu muhabbeti alıp vermem… O ne amk ya? Kına mı yakılır mezuniyete? Genelde kına tek bir insanın özel gecesidir, biz o kişinin hayrına nasipleniriz. Toplu kına seremonisi nedir ya? Nasıl oluyor acaba gözümde canlandıramıyorum bir türlü.

Final Heyecanı

Sizi bilmem ama benim çok yaptığım bir şey var. O da dizileri izlemeyip sadece final bölümlerini izlemek. Acayip zevkli bir olay.

Dizi başlıyor, saçmalıyor, sonra daha da saçmalıyor, bir yerden sonra bozmaz diyorsun ama daha çok bozuyor. Ve sen bunları izlemiyorsun. Sadece fragmanlardan gördüğün kadarını biliyorsun. Sonra bir gün ÇAAAT diye FİNAL yazıyor. Öyle mutlu oluyorsun ki bir saçmalığın daha sona ermesine, oturup izlemek istiyorsun.

heheh.gif

Hiç sadece final bölümünü izleyip üzüldüğüm bir Türk dizisi olmadı bugüne kadar. Hepsi mi boktan olur? Demek ki oluyormuş. Hele bazen yönetmenler veya senaristler dizinin final yapmasına atarlanıp çok alakasız bir sona bağlıyorlar. Gülmekten ölürsünüz!

Mesela Vahide Gördüm’ ün bir dizisi vardı geçen yıl Göç Zamanı diye. Şu aşırı torpilli kız ile birlikte oynuyordu. Dizinin konusunu bilmiyorum, pek anlamadım. Ama erken bitirdiler diziyi. Oturup finalini izledik. Final sahnesi aynen şu:

Vahide Gördüm diziden ayrılmış son bölüme bile kalmamış. O kadar rezil bir son.

Böyle şeylerin sona ermesi bana acayip keyif veriyor. Bunu anlatmak istedim.

 

Ondan Bundan Vol. 18

Geçtiğimiz haftasonu Malatya’ daydım. Ulan bir şehir bu kadar mı özlenmez… Tamam içindeki bazı insanları özlemişim ama o kadar. Daha fazlası yok. Rezil, rezil ve rezil… Ankara’ nın gözünü yiyeyim canım benim.

love.gif

Ben böyle söyleyince bazı İstanbuldumcuklar tutup laf ediyor. Vardır ya onların bir savı “Küçük şehirden gelen için Ankara güzeldir ama biraz daha fazlasını görmüşler Ankara’ yı sevmez” diye. İstanbul sevdiğim iller sıralamasında ilk 10’a bile giremiyor. Hayır başka şehirler de gördüm. İstanbul boktan bir şehir. Sizin böyle demeniz daha fazla antipati dışında bir şey oluşturmuyor ne yazık ki.

Neyse sinirlenmeyeyim şimdi. Yeterince can sıkıcı şey oluyor zati. Buna gerek yok.

giphy.gif

Yahu ben neden Editors’ ın son albümünü dinlemiyorum? 2015′ te çıkarmışlardı lan resmen 2 yıl önce. Böyle böyle ötelediğim o kadar çok albüm var ki. Yani sonradan dinlerim diye kenara atıp unuttuğum. Bunları bulup çıkarmam gerek en acilinden.

Kafam acayip dağınık. Sanki yapmam gereken çok önemli bir şey varmış da ben göremiyormuşum gibi. Halbuki yok. Biliyorum. Etrafa soruyorum, yok diyorlar. Ben niye bu kadar gerginim peki? Bazen kendimi öyle bir ruh hali içerisinde buluyorum ki tarifi çok zor. Beynimde alarmlar çalıyor “ACİL DURUM” diye. Ama sebep? Sebep yok. Fark etmezsem o alarm sürekli çalıyor o ruh hali gitmiyor. Ama fark edip kendime sorarsam “Ulan ne oldu da ben böyle kasıyorum kendimi” diye, o zaman biraz rahatlıyorum. Enteresan işler.

giphy (1).gif

Çeviriler tam gaz bu ara. Bakalım yaza kadar başımı düze çıkarabilecek miyim. Şu amazon işi de bir olsun, daha sırtım yere gelmeyecek.

Bu arada video işine ne diyorsunuz? İyi miydi? Devamı gelsin mi? Bana acayip keyifli geldi. Hataların falan ben de farkındayım videodaki. Ama yine de güzeldi la… Bir de resmen en kötü halimle kamera karşısına geçtim. Diyorum kendi kendime bundan sonra ne yaparsam yapayım bu kadar kötü olmayacak. Yorum ve önerilerinizi bekliyorum.

Bu seferkini kısa tutuyorum. Zira kafamda o alarmlar yine ötüyor. Şöyle bir nefes alıp geleyim.