Glamping

Şimdi kaçınız kaç kere kampa gitti bilemem. Ama bizim ergenliğimizin ilk kuralı bir çadır alıp o çadırı kurmak ve festivalden festivale gitmekti. Aşırı zevkliydi tabii o zamanlar, standartlarımız da oluşmadığı için tabi her şeyi kabul ediyorduk. Sabahın 6′ sında uyanmayı, o ufacık çadırı insanlarla paylaşmayı, üç gün duş almamayı falan alskdjflkdfgh.

Hala bir festivale gittiğim zaman kamp kurmak isterim ama benim isteklerimi karşılamak artık zor. Yaşlanınca insan her türlü dıdısı oluyor demek ki. Mesela sabahın 6′ sında kafama güneş gelmesin isterim. Çok sıcak olmasın isterim. Mekanım geniş olsun isterim. İsterim de isterim.

İşte bu yüzden, bu şartları karşılayamama yüzünden uzun zamandır kampa gitmedim, gitmem de. Tek bir şartla giderim. Şöyle bir çadırımız olacak:

bad18406acccf346562b6aff9fd9aae7

Önü açık olacak böyle rahat rahat nefes alabileceksin.
acc923bd0868598da65be181847e5be3

İçi de geniş olsun böyle ferah ferah. Tıkış tıkış olmayalım.

5ceb55f0bd821a00262ace0f6ea5b460

Böyle rengarenk olsun iç açıcı. Niye hep satılan çadırları olduğu gibi alıp kullanıyoruz ki zaten? Manyak mıyız biz?

74d66f1e92e60e92914069b9d4dd73c6

Önünde böyle rahat rahat oturabileceğimiz bir alan olsun. Yere kilimimizi atıp rahat rahat oturabilelim.

İşte bu süslü çadır kurma olayının ismi glamping. Aşırı özeniyorum var ya. Aslında yapımı kolay. Sonuçta iki kumaş parçası. Mesele içini dolduracak arkadaş bulmak… Haydi konsere dediğin zaman hop diye gelivericek birileri yani. :/

“Kendi Şartlarımda”

Son zamanlarda kafamda dönüp duran seslerden bir tanesi beni düze çıkaran yegane dostum ama aynı zamanda yegane düşmanım. O nasıl bir cümle lan manyak mısın amk diyebilirsiniz ve haklısınız da. Ama şimdi anlatacağım.

Bir mesele oluyor. Örnek olması için diyorum: Alışverişe gideceğiz. Ama çok az param var. Sürekli erteliyorum, hep diyorum ki “kendi şartlarımda gideceğim”.

giphy

Mesela Amerika’ya tekrar gidişim hakkında. Tekrar ne zaman gideceğim diye kafamda alıp veriyorum bir plan yapıyorum. Hep o kendi şartlarımın oluşmasını bekliyorum.

Bir konsere mi gideceğim? Kendi şartlarım oluşmuş mu ona bakıyorum.

Ve ister inanın ister inanmayın o şartlar genellikle oluşmuyor. Oluştuğunda da (ki çok nadir bir durum bu) iyi oluyor ama tam olarak o beklentilere değer mi bilemiyorum.

Ha bu bir şikayet gibi görünse de aslında değil. Genellikle gereksiz olaylardan da bu şekilde kurtuluyorum. Bazı sevimsiz konularda özellikle iş gibi (kimse iş çok sevimli diyemez asdhlsfkjdfg) kendi şartlarım baya önemli, ona uymayan yallah arabistana.

Son zamanlarda bu kendi şartlarımda mevzusu baya bir işime yarıyor. Önceden sadece olumsuz olarak görürdüm ancak şimdilerde epey bir mantıklı gelmeye başladı. O yüzden tavsiye ederim. Kendi şartlarınızda oluşmayan bir durumu kabul etmeyiniz efenim. O kadar ucuz değiliz.

giphy (1)

Cenabetizm Reloaded

Geçen ay işlerden dolayı tam bir arkadaşımın nişanına gidemezken bir başka arkadaşım daha düğün yapacağını iletti. Çok ama çok sevdiğim bir insan olduğu için ve daha önceden onun da nişanına gidemediğim için o düğüne gitmem gerekti!

Düğün İzmir’ deydi. Erkenden biletleri aldım, programımı yaptım. Düğünün yapılacağı otelden oda ayırttım falan hiçbir şey ters gidemez değil mi?

Plan aynen şuydu: Pazar sabahı kuaföre gidip saç yaptırıp erkenden Kızılay’ a gideceğim ve oradaki servisler ile havaalanına geçip 4 uçağı ile İzmir’ e gideceğim. Erkenden orada olacağım için otobüs veya diğer servisleri deneyip aktarmalı da olsa otele gideceğim. Hazırlanıp düğüne geçeceğim. Ertesi sabah da çıkışımı yapıp yine erkenden hava alanına gidip Ankara’ ya döneceğim.

giphy (87).gif

SJSLKŞDFGJDFKGLHJFKGLHDLFGH, dedi evren ve her şeyi burnumdan getirdi.

Pazar sabahı kuaföre gittim ve her zaman dehşet saçlar yapan adam bu sefer saçımı resmen sıçılmış boka çevirdi. Eve gelip düzeltmeye çalıştım ama beceremedim. O arada vakit kaybettim ve Kızılay’ a gitmek için evden çıktım. Bizim ev ile Kızılay arası taşşşş çatlasın 30 dakika. 10 dakikada bir dolmuş zooorla geldi ve kızılaya tam 1 saatte vardık.

Ve o da neydi, Kızılay’ da hava alanı servisi yoktu. Henüz gelmemişti. Onu da beklemem gerekti. Ve geldiğinde ise şoka şok şoku olarak uçağı kaçıracak kadar yavaş gideceğini öğrendim.

Haldır haldır bilet işini halletmeye çalıştım, imanım gevredi.

giphy (88).gif

Bir sonraki uçakta zorla yer buldum ve sonunda İzmir’e vardığımda saat 18:30 idi. Düğün 7′ de başlayacaktı.

Yolda kaza vardı ve tamamen kapalıydı yollar. Çakal bir taksici çocuğa para vermek durumunda kaldım beni yetiştirmesi için.

Kısacası ben düğüne indiğimde saat 21:30 idi.

Ertesi gün havaalanına dönüşüm acayip kolay oldu. İnanamadım ama 20 dakikada oradaydım. Uçağın kalkmasına 3 saat vardı, rahat rahat kahvemi içebilir ve tüm olumsuz anları unutabilirdim.

Uçak iki buçuk saat rötar yaptı amk. Ölecektik beklemeden… Saat 18:30′ da anca kalktı uçak ve ben zaten saat 12:30 da havaalanındaydım. Zorla Ankara’ ya geldik ama o da neydi? Valizler yoktu… Bir yarım saat de valizleri bekledik.

Sonrası yine servis, sonrası dolmuş ve kapanış ev.

İşin en kötü tarafı da uçağın tam olarak ne kadar rötar yapacağını söylemedikleri için salondan ayrılmadan mal mal ekrana bakarak beklemek durumumuz olmasıydı. Rezalet gibi rezalet.

Bir daha hayatta gitmem.

giphy (1)

Şoka Şok Şoku

Bir acayip olay meydana geldi ki tarifi mümkün değil. İnsan şaşırıyor. Şaşırmam diyorsun, nasıl bir ülkede yaşıyoruz tabii ki de böyle yapacak şerefsizler diyorsun ama yok yine de şaşırıyorsun.

giphy (1).gif

Hikayenin kahramanı sevgili ağabeyim efenim. Kendisi şu hayatta en çok örnek aldığım iş ahlakına sahip başarılı ve iyi yetiştirilmiş bir Türk beyefendisidir. Beni tanıyan onu da tanır zira kendisini hiçbir arkadaşımdan sakınmam, o da beni mutlaka kendi arkadaşlarıyla tanıştırır. Böyle bir anlayışımız vardır. Birbirimizin iyi arkadaşıyızdır. Neyse reklam bittiğine göre başlıyorum anlatmaya.

Kendisi başarılı bir mimar olan (Halit Muna vakfı ödüllü Şehrazat olmasa da asdşslff) bu beyefendi yakın vakitlerde bir iş görüşmesi için çağrılıyor. O da şöyle ki, zaten herkes birbirini tanır ama babamızın da inşaat işinde olması dolayısıyla daha bir tanıdık olan bir şirket. Ve üstelik çok sevdiğimiz bir aile dostunun da en yakın arkadaşı. Ağabeyimin referansı olarak bu ikisini yazıyoruz. Babam zaten önceden orada çalışmış bir mühendis, diğeri de yine çok başarılı bir mühendis/iş adamı.

Diyorlar ki bu referanslar ve bu eğitim ve deneyim ile girmemesinin im-kâ-nı yoooook.

Ama olabilir, kimse vazgeçilmez değil. Her şey şartlara bağlı. Her şeye hazırlıklı olmak lazım. Sonuçta o şirketin tam olarak o iş için nasıl bir eleman aradığını bilemiyoruz, illa ki bir tercihleri vardır.

Ağabeyim beyefendi iş görüşmesine gidiyor, gayet güzel bir görüşme geçiriyor. Bütün konularda anlaşıyorlar. İK görevlisi ağabeyime diyor ki:

“Tamam biz size on gün içerisinde ikinci bir görüşme olup olmayacağını bildireceğiz.”

Aradan iki ay geçiyor rahat. Bu iki ay ve hatta daha fazlası sürede kesinlikle ağabeyime dönüş yapılmıyor. Biz de dillendirmiyoruz olmadı diye. Sonra tesadüfen anneciğimiz bu sevgili aile dostumuzun eşi ile bu durumu konuşuyor. “Haber vermediler” diyor annem. Kadın da anneme diyor ki “Ama nasıl olur Ömer o gün iş görüşmesine gittiğinde teklifi reddetmiş. Bizi arayıp referans olduğunuz eleman bizimle anlaşmak istemedi, dediler” diyor. Annem şok. Olur mu hiç öyle şey? Olmaz. Olamaz yani ağabeyimin fıtratında öyle kestirip atmak yok.

source.gif

Hemen olayı ağabeyime aktarıyoruz, o da böyle bir görüşme geçirmediğini zaten geldiği gün anlattığı için şoka giriyor. Üzülüyoruz, adına böyle yalan dolan bir şekilde ifadeler söylendiği için. Sonra aile dostumuz ile konuşuyor ve olayı ona açıklıyor. O da bu sefer kendisine bu haberi böyle anlatan şahsı arıyor. Adam ilk seferinde açmıyor, bir ara sözünün arkasında duruyor ama sonrası şok edici.

Tabii biz o arada boş durmayıp babamıza da haber veriyoruz böyle böyle demişler, bizi yalancı durumuna düşürüyorlar diye. O da bir yandan kendi dostlarına sorup soruşturuyor.

Güya ağabeyimin görüştüğü İK çalışanı iyi geçen görüşmenin aksine ağabeyimin onlarla çalışmak istemediğini vesaire söylemiş. Anlatmış da anlatmış. Aklınız durur. Vay paraya söylenmiş, aman mesaiye söylenmiş, aman kapıdan basıp gitmiş neler neler…

Tabii biz de bilendik İK’ya. Durduk yere bir insanın hayatıyla böyle oynanır mı amk? Böyle saçmalık olabilir mi? Ama sonra İK’ dakiler bize geri dönüp işin kendilerince nasıl ilerlediğini anlatıyorlar. Rapor tutmuşlar bir tane onu aktarıyorlar babama. Gayet olumlu, kesinlikle ikinci görüşmeye çağrılması gereken ama olur da değerlendirilmeye alınmaz ise bu seferlik ileride kesinlikle düşünülmesi gereken bir eleman diye.

Eee ne oldu peki? Nerede ne yanlış gitti? Komşumuzun yakın arkadaşı tarafından yanlış gitti tabii. İlk önce çok umursamamıştı ama bu kadar soruşturan olunca adam artık ifadesini değiştirip “O sırada başka özellikleri olan birisini alacaktık kem küm” ediyor abime de referansına da. E ulan o zaman öyle söyle? Allahın emri değil ya illa almak zorunda değilsin, bunu baştan söylesene gavat. Niye insanları arada koyuyorsun?

Şimdi abim neye üzülsün? Hakkının yendiğine mi, yoksa adına söylenen yalanlara ve oynanan gururuna mı? Resmen ağzına yalanı tıkamış şerefsizin evladı. Ne gerek var böyle afra tafralara lan? Bu nasıl bir hareket? Bu nasıl bir hakaret?

Bak aradan kaç gün geçti hala ellerim titriyor aklıma gelince. Küfretmeden edemezdim.

giphy.gif

 

Ayın 5 Şarkısı

Temmuzun sonunda şöyle bir bakayım dedim neler dinlemişim geçen yıldan beri. Açtım Lastfm’i… Açamadım tabii amk, kapanmış gene site.

Geçen yıl Temmuz ayında cenaze için Malatya’ ya gidene kadar çok dinlediğim bir şarkı vardı. Sonrasında da epey bir dinledim. Ve artık bu Temmuz’ da karar verdim ki bu şarkı benim hayatımda dinlediğim en güzel şarkı. O yüzden 1 numerodan giriş yaptırdım tekrar listeme. Yüz kere paylaş deseler paylaşırım arkadaş!

 

  1. Jadudah – Love You (When You’re A Mess)

Geçtim tüm o Fleet Foxes’ları, Opeth’leri, Kasabian’ları ve hatta Mike Patton şarkılarını. Hands down tek şarkı!

 

2. The Heavy Horses – Pale Rider

Geçen ay Muddy’ ye çok gittiğimiz için ve her seferinde denk geldiğim için bayıldığım bir şarkı. Ne yazık ki Spotify’ da yok. Neyse ki youtubespor on numara!

 

3. Shearwater – Quiet Americans

Adamın sesi güzel değil mi la?

 

4. iamwhoami – Shadow Show

Tabii yukarıdaki gibi bir şarkı dinleyince Spotify bana bunları önermeye başladı. Ama sevdim:

 

5. The Beta Machine – The End

Aynen bu ay ben böyle:

O ne güzel nakarattır, o ne güzel bir vokaldir. Emolar falan ama s*ktiret. Gayet güzel şarkı.

Neyse efem, öbür ay görüşmek üzere.

Temmuz Aydınlanması

Bu ay epey bir konuda kafamda aldım verdim, o yüzden yazmam gerek!

Öncelikte şöyle bir şey fark ettim: Herhangi birisi ile konuşmaya gireceğimi düşündüğümde kafamdaki diyalog hep savunma üzerinden gidiyor. Yani hep kendimi açıklama, hep bir mazeret söyleme, hep kendini haklı çıkarma üzerinden gidiyor tüm bu metinler kafamda. Ama esasen kimsenin bir şey sorduğu veya kısacası hesap sorduğu yok. Niye o kafaya soktum kendimi anlamıyorum.

giphy

İşin kötüsü ne kadar süredir böyleyim onu da bilemiyorum. Belki de bilmek istemiyorum.

Mesela bugün 11:30′ da bir yerde olmam gerekiyor, saat 11:25 ben hala varamamışım gideceğim yere. Kafamda ohooo neler neler. Bana ne hesaplar soruyorlar gideceğim yerdeki insanlar “Niye geç kaldın, bak böyle olur mu ilk günden” vesaire… Valla gittiğim yerde de adamlar dürüm gömüyorlardı o saatte, bilemiyorum artık. Tam saatinde vardım, vardığımda insanlar hazır değildi. Niye kasmıştım ben kendimi?

Başka başka şeyler de var. Yok doktor şöyle derse, bunu bunu anlatırım, şöyle açıklarım, şunu gösteririm falan. BSG ya. Kendime diyorum bunu. Sorarsa cevaplarsın, sormazsa niye kasıyorsun? Neyin hesabını veriyorsun?

Artık hesap verme yok, laf uzatma yok, kendini açıklama yok. Buna sonuna kadar dikkat edeceğim.

merly deal with it