Psikopat Kadınlar

Bütün haberlerde kadınlara karşı işlenen suçlar çıkıyor. Manyak herifler geliyor kadınları tehdit ediyorlar, hatta öldürüyorlar. Millet olarak çıldırıyoruz. Böyle kolay kolay nasıl insanın hayatı ile oynanır diye, değil mi?

Televizyonda şu iğrenç evlilik programlarının kaldırılmasından sonra daha da beteri de başladı biliyorsunuz değil mi? Size iki tane örnek vereceğim, iğrençlikten.

Ülkenin iğrençlik eşiği nasıl düşüyor inanamıyorum.

İlki TV8′ de “Gerçeğin Peşinde” programında. Bu yine diğerine göre daha “az zararlı” örnek. Bu daha sakin.

Bu programı Serap Paköz sunuyor, bir zamanların Serap Ezgü’ sü. Bilen bilir, Esra Erol’ dan bilmem neyden önce bu kadın vardı. Dehşet olaylara tanık oldu ve oldurdu kendisi. En son yaşadığı bir olay da onu seneleeeerce televizyondan uzak tutmaya sebep oldu. Kendisinin belli bir düsturu var “kadın olsun, erkek olsun insanların birbirine saygılı olması gerek, haddini bil” şeklinde. Bunu sadece bir haftadır izlediğim programından çıkardım. Çocuklar ailelerine saygılı olsun, aileler çocuklarına saygılı olsun, eski eşler birbirlerine saygılı olsun vesaire. Saygı da saygı…

Ama bu kadının programına çıkardığı bir manyak var. Hafize adlı bir manyak. Bu kadın zamanında bir görücü evliliği yapmış, 11 yıl evli kalsa da adamı 3 ay görmüş, bir tane çocuk anası. Kadının isteği “adam çocuğuma babalık etsin” değil, “kocam bana geri dönsün”.

maxresdefault.jpg

Adam kesinlikle istemiyor. O iş bitti diyor. Hayırsa hayırdır değil mi? İşte kadının manyaklığı burada. Kabul etmiyor adamın cevabını. Bunun, eski eşinin peşine düşen psikopat adamlardan ne farkı var? Tek eksiği eline bir balta alıp adamın peşine düşmesi. Onun dışında komple aynı manyaklık.

Tamam bunun manyaklık olduğu konusunda mutabıkız. Serap Paköz kadına ters çıktı, gönderdi kadını. Bitti sandınız değil mi? Hayır. Bu program ekibi kadının görüntülerini ve sözlerini almış, arkaya komik bir fon müziği koymuş paylaşıyor da paylaşıyor. Kadını her gün televizyona çıkarıyorlar. “Hafizeeee kocasını istiyooor” şeklinde. Ulan siz niye bu psikopat kadına destek çıkıyorsunuz? İlk günlerde suratı asık kadın ertesi günlerde hahaha hihihi şeklinde, yaptığından gayet memnun, gördüğü ilgiden memnun, desteklendiğini gördüğü için memnun. E BU KADIN PSİKOPAT! HAYIRDAN ANLAMAYAN TACİZCİNİN ÖNDE GİDENİ!!!! BUNU BİLİYORSUNUZ DEĞİL Mİ???

Peki neden televizyonda?

Bir diğer örnek de Seda Avcı adlı bir kadın. Esra Erol formatı ilk değiştiğinde eskiden kendisi ile çalışan bir adamın ona olan şikayeti dolayısı ile bu kadını gördük. O zaman adı Karolin idi. Kadın ağır dolandırıcı, herkesi dolandırmış. Zengin olduğunu söyleyip elalemden daha fazla para çarpmış, avukat gibi gösterip kendini dava bile almış lan ağır dolandırıcı kadın. Programda gösterilen bu.

maxresdefault (1).jpg

İlk çıktığında kızdılar kadına, vesaire. E bu hafta bakıyorum televizyona bu aynı Seda Avcı, bu herkesi dolandıran, herkesin evine bela saçan, insanların hayatları ile oynayan kadın mağdur olarak çıkmış. Kızının öz babası soyadını vermiyormuş, kendi babası da kızını kabul etmiyormuş kızının kimliği yokmuş.

O KIZ ÇOCUĞUNU BU PSİKOPATTAN ALMAYAN DEVLETİN SUÇUNDAN BAHSEDECEK MİYİZ? BU KADINI HALA BUGÜN OLMUŞ TELEVİZYONA ÇIKARIP PIŞPIŞLAYAN VE YAPTIKLARINI SÜMEN ALTI EDEN İNSANLAR İÇİN BİR DAVA VAR MI?

Tabii ki de hayır. Esra Erol bir tarafta ağlıyor, çıkardığı insanlar bir köşede ağlıyor, ah Seda, vah Balım (kızı) goygoy yapıyorlar.

Bu kadının psikopatlığını destekleyip, hiçbir tıbbi yardım almasını sağlamadan, çocuğunu da şova alet ederek televizyonculuk yapmak nedir lan?

Bakıyorsun iki ay önce yuva yıkan, insanların hayalleri ile oynayan Seda’ ya küfreden herkes bugün onun için, babası kendisini istemiyor diye ağlıyor.

ALLAH BELANIZI VERSİN, demeden edemiyor insan.

Psikopatlığın cinsiyeti yok, taciz her şekilde taciz. Ve dolandırıcılık yapan insanların ceza görmesi ve hasta insanların tedavi altına alınması elzem. Niye böyle oluyor lan?

Okul Gibi Film: Drop Dead Gorgeous

Son zamanlarda o kadar tekrar tekrar izledim ki filmi. Bence hakkı yenen filmler arasında yeri epeyce büyük bu filmin. Mükemmel bir film. Baktım siz izlemiyorsunuz ben de size yavaş yavaş anlatayım istedim.

Şimdi aynı başlığa ait ilk yazım “Okul Gibi Film: King Arthur”‘ u okuduysanız bilirsiniz ki bu tür filmlerde hep bomba isimler olur. Buradaki isimlere bakalım mı efenim? Kristen Dunst, Amy Adams, Brittany Murphy, Ellen Barkin, Allison Jenney, Denise Richards…

flowers& plants.jpg

Bu film nasıl sevilmez yahu…

Neye efendim. Film ilk olarak bir güzellik yarışmasının tanıtım kaseti ile başlıyor. Güzellik yarışmalarının o zamanki vazgeçilmez ismi olan Adam West de anlatıyor yarışmayı. Mükemmel bir kaset. Ama kasabada bu yarışma ile alakalı çalışan kadınlardan bir tanesi üstüne “Days of Our Lives”‘ ı kaydetmiş o yüzden yarım kalıyor göremiyoruz.

Sonra Gladys ile tanışıyoruz. Gladys 5000 kişilik nüfusu olan Mount Rose’ daki en zengin adamın karısı ve bu işlerin adamı. Bizim Ufak Tefek Cinayetler’deki Merve gibi.

gladys.gif

Gladys Leeman

Gladys bu yarışmanın genç kızlar için ne kadar önemli olduğundan vesaire bahsediyor. Daha ilk sahnede ne kadar hırslı bir kadın olduğunu görüyoruz. Sonra Gladys ve kankaları kızlar için alışverişe gider kıyafet seçerler ve biz onlardan ayrılırız. Gladys tam Trump destekleyicisi olacak insanmış dersiniz.

Sonra yarışmacıları tek tek göstermeye başlıyor. Leslie Miller olarak Amy Adams var, inanamazsınız.

leslie.gif

Leslie’ nin eli ayağı durmuyor film boyunca.

Sonra Amber ile tanışıyoruz kasabanın güzel ve akıllı kızı.

amber.gif

Sonra Gladys’ in kızının da bu yarışmada olacağını öğreniyoruz. Gladys kızını bu an için yetiştirmiş adeta diyoruz.

rebbeca

Sonra tek tek diğerleri de gösteriliyor. İş en son Tammy Curry’ ye gelince orada olay kopuyor zaten.

tammy.gif

Tammy’ nin zamansız ölümü kızları tedirgin ediyor. Çünkü Tammy kazanmaya odaklanmış kuvvetli bir aday. Bir anda şaibeli bir şekilde ölmesi dikkat çekiyor ama kimse olay ile alakalı bir şey yapmıyor ve kolayca unutuluyor kızın ölümü.

Sonra yavaş yavaş adayların evlerine gidiliyor onlarla daha yakından tanışılıyor. Ayrıca jüri ile de tanışıyoruz. Jüri bomba. En baştan satın alındıkları belli tabii. İlki sapık bir eczacı. Adamın pedofil olduğu yüz metreden anlaşılıyor. İkincisi ise favorim. Harold. Kasabada hırdavat satıyor bu Harold ve bir oğlu var  adı Hank. Hank bir numara insan ya.

hank1.gif

Rebbeca’ nın hoşlandığı oğlan Amber’ a çıkma teklifi edince kaçınılmaz olana erişiyor oğlan.

brett.gif

Tam işini halletmişken Amber, yaşadığı karavanda yangın çıktığını öğreniyor ve koşarak eve gidiyor. Bir bakıyor ki annesi yaralı, bütün evi yanmış.

Tabii artık bu noktada Amber artık çekilmek istiyor yarışmadan. Çünkü kendisini öldürmeye çalıştıklarını düşünüyor. Ama kasabalı oralı bile değil. Yarışmadan bir gün önce diğer yarışmacılardan birisi Amber’ ın sırasını almak istiyor bir aile işine yetişebilmek için. Yer değiştiriyorlar ve tabii ki…….

lamba.gif

Amber artık yılmış bir halde ne yapacağını şaşırmış olarak Loretta ile oturur. Loretta da annesi de sürekli olarak ona bir şey olmayacağını söylerler. Ve yarışma günü gelir çatar.

Amber’ ı alt etmeye çalışan karanlık güçler son olarak elbisesini kaybederler. Ancak Amber’ın arkadaşlarından bir tanesi ona kendi elbisesini vererek (yarışmadan elenme pahasına) yardım eder ve Amber çıkıp gösterisini yapar. Milletin ağzı açık kalır.

Ancak her şeye rağmen şike kazanır ve Rebbeca Ann Leeman birinci gelir. Eyalet yarışmasına gitmeye de hak kazanır. Sonra kasabada bir gösteri olur ve bütün kasaba bu yürüyüşü izlemeye gider. Rebbeca’ nın babası kızına kuğu şeklinde bir araç yaptırmıştır. Ancak Becky aracın gaz koktuğunu söyler annesine, annesi oralı olmaz ve sonrasında…

boom.gif

Gladys çıldırır ve öldürdüklerini tek tek sıralar. Amber’ ı öldürmeye çalıştığını bütün kasaba önünde anlatır ve hapsi boylar.

Tıpkı Tammy gibi feci bir şekilde ölür Becky. Amber da hakkı olan birinciliğe yükselerek eyalet yarışmasına gitme fırsatı bulur. Loretta ile birlikte giderler. Loretta orada her şeyin keyfini çıkarır.

Amber oradaki diğer tüm muhteşem yarışmacıları görünce kazanamayacağını anlar ama sesini çıkarmaz. O sırada bir mucize olur ve herkes gıda zehirlenmesi yaşar. Amber hariç. Hükmen galip gelir Amber. Sırada ülke geneli yarış vardır!

 

state.gif

Loretta “I got some” deyür.

Ama o da ne? Yarışmayı düzenleyen şirket iflas etmiştir ve herkes evine geri dönmek zorunda kalmıştır. O sırada Gladys hapisten kaçar ve Mount Rose’ a geri dönerek herkesi öldürmeye kalkar. Amber’ ı öldürmek isterken bir haberciyi vurur. Amber hiç bozmadan mikrofonu eline alır ve haberi vermeye devam eder.

Ve mutlu son! Amber haberci olur, tam istediği gibi.

finale.gif

Şimdi birisi bana söylesin kötü mü bu film? Mükemmel lan! Resmen okul gibi film. Filmdeki göndermeler, o ince espriler falan hiçbirinden burada bahsetmiyorum bile. Tam white thrash Amerikası hakkında, mükemmel bir film.

İzleyin, izletin efem.

Tahammülsüzsem Sebebi Var

Son 2 yılda yaş ortalamasının 50 olduğu çok ortama girdim ne yazık ki. Neyden bahsettiğimi anladınız. Cenazeler.

Her bir içimde bir yara bir üzüntü. Öyle büyük ki burada kelimelere dökemem.

Burada bahsedeceğim şey de bu değil zaten. Alakasız gelebilecek bir giriş için özür dilerim. Ama lafın nereye geldiğini anlayacaksınız.

Bu lanet ortamlarda insanların tavırlarını çok inceledim. Ve açıkçası çoğunu da yargıladım “bu manyak ne diyor” diye. Bazen etrafta bize (yani bizim yaşımızdakilere, hani taş çatlasın 30 olanlara) ittirilmeye çalışılan hareketler olur. Saygıdan bahsederler, görgüden bahsederler, bizde bunlardan ne kadar olmadığından bahsederler.

Ha bir de ne derler? “Bunların elinde telefon, önlerini görmüyorlar, iki muhabbet etmiyorlar.”

Ha işte bunu diyenin ağzına sıçayım ben. Çünkü öyle bir şey yok.

O acıyla, üzüntüyle, orada oturup ne yapacağını bilemezken etrafına bakındığında gördüğün şey çok enteresan cidden. Yaşı en az 40 olan ne kadar insan varsa hepsinin elinde telefon ya elaleme torun fotoğrafı gösteriyor ya komik video izletiyor ya da rte karşıtı fotoğraflar atıyor whatsapp’tan. Zırt zırt çalıyor o telefonlar “gruptan mesaj geldi” oluyor adı. E sessize al sayın a*ınakoduğum? İşlerine gelince çatır çatır teknoloji canavarı hepsi, işlerine gelmeyince “e bilemem ben nasıl”.

Bir dua okunacak iki saniyede birinin telefonu ötüyor. Hepsinin kafa önünde telefonuna bakıyor.

Bize bakıyorum herkes birbirinin yüzüne bakıyor. Büyüklerimiz çok meşgul, instagram’dan birbirlerini takip ediyorlar.

Son zamanlarda telefonlarla kafayı bozduysam ve bu hakkında yazdığım ve sayısını unuttuğum bir yazı olmuşsa eğer işte tam bu yüzdendir.

Ve ayrıca şunu da bilin sevgili çapsız büyükler… İki kişiden fazla insanın olduğu ortamda telefonu çıkarıp cart diye alakasız bir yerden TEK BİR insana “bak bu da benim bilmem neyim” diye bir şeyler göstermek AYIPTIR. Bu direkt olarak geri kalan insanlara SİKTİR GİT demektir. Edebinizi takınınız. Hangi ortamda nasıl davranacağınızı isterseniz google’layın, isterseniz size whatsapp’tan atayım, hangisinden anlarsanız…

Ayın 5 Şarkısı

Aralık ayı için 5 şarkı hazırlamadığımı kimler fark etti?

Size anlatacağım ufak bir şey var.

Geçtiğimiz aylarda benim emektar mp3 çalarım bir anda bozuluverdi. Tam bozuldu da diyemem. Hiçbir şekilde çalışmıyordu. Şarja takıyorum, resetliyorum bana mısın demiyor. Ben de birkaç ay sonra tekrar denerim diye kenara kaldırdım.

Ve Aralık başında elime geri aldım. ÇALIŞTI!!!! O kadar mutlu oldum ki… Zira hem yolculuk yapacağım bir dönemdi (kesin kullanacaktım) hem de içindeki şarkılar paha biçilmezdi. Valla ne zaman açsam tekrar dinlesem “ulan ne güzel şarkılar biriktirmişim” demeden kapatmıyorum kendisini.

İşte ayın 5 şarkısı yerine bu sefer tek tek not aldım bütün bir ay, mp3 çalarımda bulup dinleyip ulan ne güzelmiş dediğim şarkıları. Buyurun efem.

  1. Polkadot Cadaver – Pure Bedlam For Halfbreeds

Her bir şarkısı manyak olan bir gruptu bunlar. Myspace’ ten duyup öğrenmiştim. Ve sevenler için bir haberim var: 17 Kasım’da yeni albüm çıkarmışlar, Spotify’ da var.

2. Ugly Kid Joe – Cats In The Cradle

Bu cover’ı sevmeyen var mı?

3. The White Stripes – Offend In Every Way

Pek sevdiğim bir şarkısıdır, bugün bile dinlerken gülümserim.

4. Riverside – Second Life Syndrome

Uzundur muzundur ama çok güzeldir.

5. Sörskogen – Mordet i Grottan

Madem progresiften gidiyoruz, bu da gelsin:

6. Strangelove – Elin’s Photograph

Bütün listeyi bu şarkı için yaptım.

7. Faith No More – From Out Of Nowhere

Bir FNM atmazsam olmazdı.

8. Kasabian – Happiness

Ne zaman açıp dinlesem bir Kasabian şarkısı, hiç bir zaman beni hayal kırıklığına uğratmıyor. En sevdiğim şarkısı ne? Gerçekten bilemiyorum her seferinde değişiyor. Geçen ay sorsaydınız bu derdim:

9. Chris Cornell – Can’t Change Me

Canım sıkılmadı değil.

10. Anathema – Empty

Anathema için açıklama yazmaya gerek yok.

Daha niceleri var aklıma gelen ama onları bir başka listeye saklıyorum. Bugünlük bu kadar yeter. Hiçbirini dinlemezseniz bile Strangelove ile Kasabian’ ı mutlaka dinleyin derim.

Haydi kolay gelsin.

Kozmetik Manyaklığı

Lan niye benim başlıklarım iyice The Big Bang Theory başlıklarına döndü? Ne ara bu kadar mal olabildim? Meraklar içerisindeyim.

Neyse efem bu yazıda kendime saydıracağım. Zira öğretildiği gibi iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak gerek. Şimdi de bunun sırası. Çünkü feci saçmalamaya başladım son zamanlarda.

Geçen bahsettiğim gibi cilt ile alakalı sorunlar ile yüzleşiyorum ve bu arada bir çok şeyi kullanmayı kestim ve attım. Tabii insanın canı acıyor kozmetik atınca ama neylersin ki onların da bir son kullanma tarihi var. Ve benim son kullanma tarihi geçmemiş çooook az makyaj malzemem var. O da konduramadığım için, yoksa onlar da geçmiş mesela.

Esasen şuanda onun için para harcamama gerek yok zira yeterince masraf yapmam gereken konu var. İnsanlar evleniyor falan hediyelerdir biletlerdir ayakkabılardır vesaire… Bitti diyorsun bitmiyor, daha büyükleri daha önemlileri geliyor… amk.

Böyle içimden bir para harcama hissi geliyor. Öyle baskın ki manyaklık resmen. Böyle açıyorum kozmetik sayfalarını teeeek teeeek ürünlere bakıyorum sepete falan ekliyorum toplam sonuca bakıyorum. Sonra kapatıyorum tabii alamadan. Manyak mısın spotify faturamı bile ödeyemedim geçtiğimiz aylarda.

Evdeki tüm para dengelerinin değiştiği ve hatta baştan yazıldığı bir seneden geçtik. Bundan kendimi sorumlu tutuyorum tabii paranın kontrolü komple bendeydi. Daha iyi bir iş çıkarabilirmişim gibi geliyor hep. Halbuki biliyorum bu konuşan ben değilim anksiyete bozukluğum. Çünkü bende olduğu kadar bizimkilerde de sorun var. Mesela birisi bir şey yapacak, tam şöyle bir konuşma yapalım:

-Aaa sen de yap bak sıkılma evde…

-Yapamam param yok harcayamam…

-Ya niye öyle diyorsun parasız bırakır mıyız? (BIRAKTI)

Şimdi normalde şöyle: Tabii ki de para var ama o para boşa harcamaya değil kendimizi geçindirmeye yetecek kadar. Karun kadar zengin değiliz sonuçta. İster inanın ister inanmayın bu ikisi arasında fark var. Tabii o parayı harcamak bir seçenek ve o seçeneğe sahibiz ama harcamamak da benim tercihim.

Tabii lafı öyle bir dolandırıyorlar ki sonunda o şeyi yaparken ve parayı çatır çatır harcarken buluyorum kendimi. Çok çabuk gaza geliyorum demek ki.. İşte şimdi o ağır masrafların ve şimdiye kadar ki gereksiz harcamaların ceremesini çekiyoruz.

Ama ben hala ne yapıyorum? Para gelmeden o para gelirse şuna şuna şuna harcarım diye plan yapıyorum tabii amk. Çünkü gerizekalıyım. Ulan flormarın sitesinde bile 200 tl’ lik sepet doldurmuşum FLORMAR!!! Böyle saçmalık olabilir mi? Hani git bari NYX te falan yap, KiKO açılmış git onda yap…

Baskı bir yerden gelince çok farklı yerden bir patlama çıkıyor bende, anladığım bu. Buna bir dur demem lazım. Yeterince cilt bakımı aldım zaten.

(BU YAZIYI YAZAN DİLARA KOZMETİK ALIŞVERİŞİ YAPMADI. İÇİNİZ RAHAT OLABİLİR. FLORMARA O PARALARI VERMEDİ. KENDİSİYLE GURUR DUYUYOR.)

 

Ayın 5 Şarkısı

Sonunda yılın Spotify açısından en heyecanlı ayına girdik. Geçen ay biraz durağan olsa da mükemmel bir takım şarkılar dinledim.

Bir de geçtiğimiz ay genelde mp3 çalarımdaki şeyleri dinlemiştim o konuyla da ilgini bir yazı olacak!

 

  1. Welshy Arms – Need You Tonight

Orijinalinden güzel şarkılar listesine ilk sıradan giriş yaptı. Aman yarabbi. Bunu kulaklıkla dinlemek lazım. Bir yerinde lazım oluyor çünkü skdfjgdşfgh.

 

2. Bear’s Den – Don’t Let Your Sun

Bu grubu sevenin çok olduğunu biliyorum burada. Ancak bir kere bile bu şarkılarından bahsettiklerini duymadım. Hep başka başka şarkılarını övüp durdular. Resmen yazık etmişler şarkıya. O kadar çok dinledim ki bu ay tarif bile edemem.

 

3. Pearl and the Beard

Aynı şey bunun için de geçerli. Youtube’da bile yok..

 

4. Moonspell – Breathe

Bu ayki favorilerimden bir tanesi önceden de çok fazla dinlediğim bir şarkı.

 

5. Sofi Tukker – Best Friend

Bayıldığım bir şarkı. Aşırı güzel.

 

Hadi bakalım bu ay neler olacak merakla bekliyorum!!!!!!