Konserlerde Dikilmek

Sene 2007, arkadaşlarımla konserlere gidiyoruz. Elimi kolumu nereye koyacağımı bilemiyorum resmen. Bir yanım dans etmek istiyor, bir yanım efendi efendi durmak. Etrafıma bakıp örnek alayım diyorum, benim arkadaş çevrem hariç herkes acayip eğleniyor. Sadece dans da etmiyorlar muhabbet, espriler gırla… Efendi efendi duruyorum, mal gibi sahneye bakıyorum.

Sonra yavaş yavaş “konser arkadaşı” denilen tanımla tanışıyorum ve ne zaman bir konsere gitsem mutlaka yanımda bu arkadaşlarımdan birisi oluyor. Acayip eğleniyoruz, dans ediyoruz, tezahürat yapıyoruz, insanlar gıptayla bakıyor. Mükemmel bir his.

Seneler geçtikçe ve bu konser arkadaşları değiştikçe konserin gidişatı da değişiyor. Her seferinde adapte oluyorum ama başkalarına uymak beni mutlu etmiyor. Ben konsere eğlenmeye ve insanlar ile muhabbet etmeye gidiyorum. Aksi şekilde davranmak kanıma dokunuyor.

Sene 2017, hala konserlere gidiyorum ve hala bu durumda kalıyorum. Lanet olsun sana Türkiye. Senin yetiştirdiğin insanlara ve gençlere… Herkese ölü toprağı serilmiş. İnsanlarla tanışıyorum olay oluyor, tezahürat yapıyorum ters ters bakıyorlar, dans ediyorum alay ediyorlar. Oğlum siz kimsiniz? Sizi sayıyla mı verdiler?

beset.gif

Yine benim süper savunma mekanizmam olan (ve Aylin Aslım’ın bile benden çaldığı) “Sana ne amk” ve “Bana ne amk” lafları giriyor araya. 27 yaşındayım. Kime ne hesap vereceğim ulan, istediğimi yaparım.

Bir insan konsere güzel müzik dinlemeye ve eğlenmeye gider. Surat asıp kenarda dikilmeye değil. 57 yaşına geleyim yine en eğlenen ben olacağım, bu kadar da iddialıyım lan!

beybey.gif

Hodri meydan.

Aklı Kıtların Lafları

Ülkemizde en çok kurulan cümle şöyle bir kalıba sahip: “………… olurken ………… yapmak”

O noktalar her şey olabilir. Böyle cümleleri kuran insanlar da kötü niyetli. Hani sürekli burada kötü niyetli olan insanlardan bahsediyoruz ya… Bunlar o kötü niyetlilerin Allahı resmen.

“Ülkede şunlar şunlar olurken sen bunları bunları yapıyorsun.”

Sana ne amk? Sana mı kaldı çetele tutmak? Öyle fena bir cümle ki bu. Her şey olabilir ama sonuç hep aynı. Çünki cümlenin alt metni aynı: Sen çok büyük bir piçsin, kaçışı yok bu lafı yiyeceksin.

shame nun.gif

Utanır insan karşıdakini kanıtlayamayacağı şeylerle zan altında bırakmaya. Bir kere cümlenin başı ile sonunun hiçbir alakası yok. Bu laf şöyle de olabilir:

“Dün ayağım kaşınırken sen gidip aya bakıyordun”.

“Dün ülke yasa büründü sen gidip alkol aldın.”

Allah aşkına iki cümlenin hangisinin birbirinden daha saçma olduğunu ayırt edebilen var mı? Bu nasıl bir mantık amk?

Eğer bu sidik yarışıysa benim de kuracağım cümleler olur mesela: “Biz cenazemizi gömmeye giderken sen yolu kapatmış halay çekiyordun, biz belediyeden masa ve sandalye beklerken sen onları parti binasının önüne yığıp 7 gün 7 gece parti verdin, biz senden sesinizi bir saatliğine de olsa okunacak dua için kıs derken sen gözümüze baka baka ne alaka çaldığın Arap şarkılarının sesi daha da açtın, sen her on dakikada bir sela okurken bizim ölümüze bir sela okumadın” gider bu sonsuza kadar. En azından kanıtlarım, içim acımaz.

“Biz ağlarken sen ağlamadın”a getirmeye çalışıyor, getiremiyor çünkü herkes ağlamış ve hatta kendisinden daha çok ağlamış; bel altı vurmaya çalışıyor onu da beceremiyor amk çomarı.

Yemin ederim bu insanlar her ağızlarını açtığında lağım akıyor.

cat nope

Yazık

Türk insanının yarattığı hayal kırıklıkları bir değil.

Ama şu gecenin bir saatinde aklıma gelen bir mesele var. O kadar baskındı ki yazmak istedim.

Türk insanına en çok ne zaman “Yazıklar olsun” diyorum biliyor musunuz?

Sol frame’lerde bir insan ismi geçiyor. Herhangi biri. Sayfa sayfa yorumlar yazılıyor bu kişi hakkında. Her seferinde “Önemli biri galiba, bir girip bakmam lazım” diyorum. Her seferinde kıçı kırık, uyduruk, kimsenin umurunda olmayan bir FUTBOLCU çıkıyor. Her seferinde.

get out.gif

Bir kere de bizi şaşırt be Türk insanı. Bak erkek kadın ayırmıyorum ve hala insan diyorum. Bir kere de bunca saat kenarda konuştuğun şahıs vasat bir oyunun gereksiz bir detayı olmasın.

Yazık lan, her şeye yazık… Allahınız vasıfsız futbolcular olmuş.

“Resting B*tch Face” Eksikliği

Hayırdır Dilara, 3 gün ardarda bombaladın bizi yazılarla diyebilir bazı okuyucular ama bir aydınlanma yaşadım biraz önce ve bunu Twitter’ da paylaşamayacak kadar uzun buldum.

Dün bahsettiğim bir olay vardı kadınlarla konuşmayı öğrenememiş kıro yer elmalarının kaba tavrıyla ve bu tavrın giderek artması ile alakalı.

Ayrıca son zamanlarda Twitter’ da sürekli bahsettiğim bir abiye elbise alamama durumu var. Dükkana giriyorum, kimse ilgilenmiyor. Sanki yokmuşum gibi veya baştan aşağı süzülüp beğenilmemişim gibi.

noone lindsay.gif

Düşündüm bu olaylar ne zamandan beri cereyan ediyor diye. Ve aslında bu meselenin taaaaaaa Amerika’ dan döndüğüm güne kadar gittiğini fark ettim. Bu 2 yıllık zaman diliminde dışarı her çıkışımda görmezden gelinme, suratsızlık, kabalık, ters konuşmalar, köleymişsin gibi garip tavırlar, hakkı varmış gibi laf etmeler vesaire tam gaz gidiyor.

Hatta ilk olarak geri döndüğümde satış yapan kızların suratsızlıklarından yakınmışım, Los Angeles ile kıyaslamışım. VE hatta dehşet güzel bir yazı bulup paylaşmışım. Yazıda “parayı ananı s*keyim diye alıp para üstünü babanı s*keyim diye uzatan” kişilerden bahsediyordu tam olarak.

elmo nod.gif

Pekiiii, neden böyle olduk Muhittin? Amerika’ ya gitmeden önce dünyanın dört bir yanında ayıla bayıla hakkında yorum yaptıkları “Resting B*tch Face” denilen bakışa sahip olmamın buna bir etkisi var mıydı?

Tespit sıçıyorum: TÜRKİYE’DE SURATIN BEŞ KARIŞ GEZMEZSEN CİDDİYE ALINMIYORSUN. Bu kadar.

Ben istiyorum ki herkese güleryüzle cevap vereyim, alışverişimi güleryüzle yapıp zaten yorucu bir gün geçiren satış elemanlarına biraz da olsa insanca davranayım. Zaten böyle bir insanlığı ve kibarlığı resmen Amerika’ ya gidene kadar gözlemlememişim, batının iyi yanlarını alayım kibar olayım istiyorum. Yanlış yapıyorum. Siz de böyle yapıyorsanız siz de yanlış yapıyorsunuz.

snape disappointed.gif

Surat asacaksınız, kafanıza bok atılmış gibi tripli bakacaksınız. O zaman sizi müşteri yerine koyup bir şey satarlar, yolda size sataşmazlar, hadlerini bilirler.

Çomarlara iyilik mi yarar amk… İşimiz mi yok?

Mağara Adamı Atarı

Arkadaş, son zamanlarda çok dikkatimi çeken bir mevzu var. Size de sormak istedim, başınıza böyle şeyler geliyor mu diye.

Yolda hiç alakam olmayan adamlar herhangi bir mevzudan ötürü bana bağırıyor. Şimdi böyle söyleyince havada kaldı ama anlatacağım en basit olay bile ne demek istediğimi gayet iyi ortaya koyacaktır.

Kızılay’dayım, abimle bir yere gidiyorum. Arka cebimde bir 10 tl var. Cebimden sarkmış düşmek üzere. Yolda bir adam durdurdu ve:

-HANIMEFENDİ PARANIZ YERE DÜŞECEK!!!!! diye bağırdı yolun ortasında.

wtf scream.gif

İyi de niye bağırıyorsun? Sakin sakin söyle. Madem o kadar sinirlisin, söyleme amk düşsün o para sana ne? Güya iyilik yapıyor dallama.

Bunun gibi işte bir sürü ufak tefek olay var. Bir yerde sıradayım mesela gözüm kasada hemen atlayacağım boşaldığında. Arkadaki dallama “SIRA SİZE GELDİ GEÇSENİZE!!!” falan diyor. Kasiyere bakıyorum, kasiyer şok, afallamış bakıyor adama.

Yahu geçen bir Burger King’ te “Pepsi Max var mı” diye sordum. Adam “YOK BİZDE MAX” diyor.

Gidip loto oynayayım diyorum her zaman oynadığım büfede, “BİZDE LOTO OYNANMIYOR!” diye bağırıyor bana.

honey boo boo.gif

Bu götverenlerin sayısı Mayıs’tan beri artış göstermekte, dikkat edin derim. Direkt kadınları hedef aldıklarını görmemek imkansız çünkü.

Beddua Ultimate

Ne zamandır bir beddua düşünüyordum, aklıma bir şey gelmiyordu. Hiçbiri yeterli gelmiyordu sanki, hep bir şey eksik kalıyordu.

Bilen bilir, beddualarım feci tutar. Ne kadar içten ediyorsam artık. Bu olaylardan beri de bir beddua edeydim de tutaydı diye kendimi yedim bitirdim.

Ama yoktu, beğenemiyordum.

Ta ki, iki dakika öncesine kadar. Buldum ki ne buldum.

Topladığı kalabalığın altında kalasıca. O insanlar tarafından haşatı çıkasıca.

Tıpkı Koku’daki gibi, bir kırıntısı kalmayasıca. (opsiyonel)

Küçük Resim vs. Büyük Resim

Memlekette şuan üç türlü adam var.

Biri çapulcular.

Bir diğeri “erdoğanın gödünün gılıyım” diyen teyze ve türevleri. Hülooğ
En sonuncusu da “siz bu kadar eylem falan diye diye yerel esnafa zarar verdiniz, oraya zarar verdiniz, şuna buna zarar verdiniz” diyenler.

Bu sonuncu kategorideki insanların iyi niyetinden gerçekten hiçbir şüphem yok. “Gitme oraya ölürsün” diyor. “Gitme zarar veriyorsun” diyor.

Adam sinmiş, korkmuş.

Oraya ilk başta gidilme sebebini anlayamıyorlar ya da anlasalar da o sırada zarar gören kaldırım, zarar gören özgürlükten daha değerli onlar için. O kalabalıkta ilk gördükleri yakıp yıkanlar, ilk algıladıkları provokasyon.

Bebeğim, o insanlar niye orada? Cidden bu sorunun cevabını ararsan tüm sıkıntıların çözülür bak gerçekten.

Zaten en başından yıkmaları için bir izin olmayan, kendi malı gibi millete peşkeş çekemeyeceği bir park arazisi mevzu bahis. Oradaki insanlar da “Burası senin değil ki üzerine bir şey yapasın. Referanduma bile götüremezsin çünkü en başta orası SENİN DEĞİL, buranın geleceği devletçe korunmuş durumda” diyecek kadar bir şeyler bilebiliyor. Tıpkı içki içmek isteyen insana hakaret edilemeyeceği gibi, bir kız hamile diye babasına kısa mesaj çekilemeyeceği gibi, halka hakaret edilmeyeceği gibi, bir şeyler biliyor işte.

Bu kuzulettolar gerçekten de bir adam başbakan oldu diye onun dediğinde gerçeklik payı arayacak kadar naifler. Gerçekten dediklerinin doğruluğuna biraz da olsa inanıyorlar. Eğer başbakan, hak yemeyen, ota boka karışmayan, objektif bir adam olsaydı, bu inançları o kadar değerli olurdu ki. Ama baştaki adam yanlış.

Benim bu insanların bir gün olanları gözlerine sis perdesi inmeden görebileceklerine dair inancım tam. O zamana kadar bu insanların da özgürlüklerinden, haklarından sorumlu olanlar o beğenmedikleri çapulcular. Belki bir gün gerçekten değer verirler o insanların neden orada olduklarına.

Hatta size bir film önereyim. Made in Dagenham. Ailecek izleyebilirsiniz. En az sizin kadar naif bir film. Belki bir şeyler anlaşılır?

Belki önemli olanın esnafın zarar görmesinin (ki esnafa yardım kampanyaları da var bildiğim kadarıyla, amaç kimseyi mağdur etmek değil çünkü) yani küçük resimden çok daha temel bir konu olan hak ve özgürlüklerin savunulmasını anlarlar.

İzlemezseniz diye söylüyorum, kadın işçilerin eşit maaş almasını isteyen bir grup  büyüyor ve başbakana (ki Margaret Thatcher) kadar gidip haklarını sikerte sikerte alıyorlar. Çünkü başbakan onlara her fırsata hakaret etmiyor ve dertlerini dinliyor. Sonuna kadar arkanızdayım, diyor.

Burada istenen de o. Yeter ki algılamak isteyin. Madalyonun yakan yıkan kısmından çok ezilen, hakları on yıldır yenen insanları düşünün. Empati yapın. Büyük resmi görürsünüz zaten.

Ne istediğini bilmiyor bunlar diyorsun ya, biliyor işte, onu sen anlamak istemiyorsun. Adam gibi muamele görmek istiyor, başbakan kendilerine hakaret etmesin istiyor, kendi istemediği bir konuda dahi (içki gibi mesela) kendi gibi düşünmeyen kişilerin de haklarını korusun istiyor. Kısacası icraat istiyor, hır gür, dalyaraklık değil. “Derdini söyle işte ne istiyorsun” diyorsun ya “İsteyebilmek, dinlenebilmek, zaten en başından görevi olan şeylerin icraate geçtiğini görebilmek” istedikleri. Çok da abes değil zannımca.

Siz izleyin o filmi, pişman olmazsınız 😉

Orantısız Zeka ile Sorgulama Yöntemleri

Ortalama bir üniversite mezunu Türk insanı olarak, üniversiteye kadar hiç öğretilmeyen, sadece yabancı makaleler ve (açıkçası ne yalan söyleyeyim GRE sayesinde) öğrendiğim birşey var. Söylediğin şeyi kanıtlamak (oha öyle bir şey yapılabiliyor muymuş?). Bir iddiada bulunuyorsan arkasında yatan gerçeği, sebebi örneklerle kanıtlamalısın. Özellikle GRE’de yazdığın essaylardan birinde ısrarla “bu adam ne demiş”, “doğru mu demiş”, “neyle kanıtlamış”, “ne kadar geçerli bir örnek” gibi sorularla sana verilen örneğin ne kadar yeterli bir bilgi verdiğini anlamanı istiyor.

Türkiye’de hiçbir yerde görmediğimiz cinsten bir sorgulama örneği.

Nihal Bengisu Karaca demiş ki: Rantçılar diye isyan bayrağı açanların spor ayakkabılarıın fiyatı havaalanına gidenlerin mutfak masrafına bedel.

Hatta “rantçılar! diye…” şeklinde yazılmış. Örnek gazeteci.

Rantçılar diye isyan bayrağını çekenler kim? Ortada bu isyan bayrağını çekenlerin gelirlerinin tutulduğu bir liste mi var? Varsa nerede? Ortada bir kanıt var mı? Havaalanına gidenler kim? Mutfak masraflarına dair bir gelir gider listesi tutulmuş mu? Yazar bu sözlerini neye dayandırarak söylemiş?

Bu sorulara verilecek herhangi bir “duygusal” cevaba DRzzttt diye s*ktiri çekiyordu GRE. Tavsiye ederim.

Atılan tweetleri sorgulamak daha kolay. Üstelik geçmişini bildiğiniz insanların ise, çok daha rahat analiz edilebilir. Bu analizleri yapabilen kişilerin kolay kolay galeyana gelmeyeceği de açık.

Bu sayede Ziraat’in ATM’sini soydular diyen işsizlere de cevap verebiliyor insanlar. Yollar tıkandı başbakanı karşılamaya gidene diyene de.

Ortada tek bir sorun var. İyi güzel, anlayan bir kesim var. Anlamayana nasıl anlatıcaz? Çamur at izi kalsıncılar var etrafta hep.

Nasıl olur onu ben de bilmiyorum. Bilen varsa paylaşsın, sevinirim.

Bu arada Conmech’in podcastlarını dinleyin. O da güzel bir sorgulama örneği teşkil ediyor.

Neler öğrendim?

Tüm bu olaylardan önce, hemen önce bir rüya gördüm. Bir bomba patlıyor, ardından da o meşhur bulut… O ses o kadar gerçekçi, o görüntü o kadar etkileyiciydi ki bütün gün düşündüm anlamı ne olabilir diye. Sandman’e Allah’tan çok inandığımdan rüyanın garanti bir anlamı var demiştim.

Goygoyu bırakacak olursak, benim esas bu yazıyı yazma sebebim içinde bulunduğumuz günlerde neler öğrendiğimdir.

Ömrümde ilk defa “Sosyal Medya” lafına uyuz olmadım. İlk defa bu kadar saygı duydum, ilk defa bu kadar iyi idrak ettim önemini.

Zamanında aklımdan geçen “millet hiçbir şeyin altında değil de sadece kendi isteğiyle ayaklansa tepkisini koysa” düşüncesini memleketin büyük bir çoğunluğu ile paylaştığımı öğrendim. Bir ara gerçekten umutsuzluğa düşmüştüm. Umut bu topraklardan gideli çok olmuştu deyim yerindeyse. Sadece ben değildim böyle düşünen onu bilmek de epey üzücüydü (bkz: çarşaf çarşaf dolu ekşi sözlük “türkiye’den siktir olup gitmek” temalı başlıkları).

Çarşının ne kadar delikanlı olduğunu öğrendim. Eskiden kendilerine bu kadar saygı duymazdım.

Kimin faşist olup kimin olmadığını öğrendim. Kimin askerden medet umacak kadar çaresiz bakış açılarına sahip olduğunu gördüm. (Şöyle ki, eğer asker senin yerine çıkıp bir şeyler yapsa, karşılığıda yöentimi ele geçirecek, on yıl belki yirmi yıl sonra tarih tekerrür edecekti, sen de gene asker nerede diyecektin. Direniş halktan gelmedikçe demokrasiyi hak etmiyorsun demektir. Esas olan bu.)

Bu kadar duygusal olduğumu da bugünlerde öğrendim. Hiçbir etiket altında kalmadan birbirine yardım eden yüzlercesini gördükçe yolun ortasına oturup ağlayasım geldi mutluluktan.

Ben ömrümde bu kadar yavşak polisi bir arada görmedim. Aç bir köpeğin insana nasıl saldırabileceğini öğrendim. Gerçi köpeğe niye laf ediyorsam, bütün sokak köpekleri halk ile birlik olmadı sanki.. Bunlardan olsa olsa ucube olur.

Aynı zamanda o yoldaki insanlar ile ailendeki bazı insanlardan daha yakın olabileceğini öğrendim. Benim ailem onlar. Ben sahipsiz değilim. Ben hatalı değilim. Çıkarcı olan diğerleri…

Daha tüm bunlar gerçekleşmeden on yıl öncesi (hatta daha fazlası) bir seçim öncesi televizyonda at hırsızı tipli bir adamın “bir insan hem müslüman hem laik olamaaaz ters mıknatısakdjfdkshj yapar” sözlerini dehşetle izlemiş ve ertesi gün bu adamın çok büyük bir matahmış gibi halk kahramanı oluşunu görmüş, o günden beri hiç televizyon haberi izlememiş, korkmuş kız çocuğuna bu haftasonu olanları göstermek isterdim. İsterdim ki umudunu hiç yitirmesin. İsterdim ki televizyon haberlerini izlemedi diye hiçbir şey kaybetmediği bilsin (kendisine söylenilenin aksine).

Ben oturup ağlamadan gideyim..

Belki artık Vilayet parkı rüyalarıma girmez, o suçluluk biraz azalır. Belki de benim o zamanki beddualarım yeni tutmuştur. “Aralanan” ağaçların ardından rantçılara saydırdığım beddualar…

Herhangi bir resim ya da video koyayım diyorum ama hangi birini koysam bilemiyorum. Zaten hala neler olup bittiğini anlamayan bi siktirsin gitsin.