Neye Güleceğimizin Hesabı

Sevgili arkadaşlarım.

Cidden büyük bir ikilem içindeyim.

Bir insana sana ne demek veya dememek ikilemi. “Sana ne” desen bir türlü demesen bir türlü. Dersen kendi ifade özgürlüğün, o da sana çelik ayna çekerse onun ifade özgürlüğü..  ne olacak şimdi?

Zira üç haftadır facebook yorumları hep bu şekilde. Seviye ilkokul bir, aç kapıyı bezirgan başı..

Sanki neye güleceğimizi neyi paylaşıp paylaşmayacağımızı millete soracağız (ki ben genelde neyi paylaşmayacağınızı her ay bir sefer hatırlatıyorum, beni bile rahatsız etti lan – burada paylaşılan her şey orijinal, sadece milletin “hoşuna gitmiyormuş” “ayıp oluyormuş” diye yaftalanan güzel paylaşımlar).

Sanki her lafı, her insanı, her konuşmayı (irdelemek değil) sosyal parametreler ışığında günümüz ve yakın tarih Türkiye’sinde analiz etme koşulu gelmiş.

La bi git. Bi s*ktir ol git. Valla bi yollan ya. Bi uç, bi kaç, bi uzan üstüne toprak atalım. Şöyle uzaklaş ense tıraşını görmeyelim bile valla yeter ki bi git.

İnsan istediği fikri pay-la-şır (nejat işler – ah haricinde).

Hele ki günün anlam ve önemini taşıyan, komik bulduğu, üzerinde durulmasını istediği HER ŞEYİ paylaşır.

Bunun için senin götünün keyfini sormaz.

Beğenmezsen en kötü silersin hacı bu kadar. İlla ki bir yorum yapacaksan, yapma, beğenme, mesaj alınır zaten. Beğenmiyorsan bu tarafa bakma. Bu insan onu paylaşacak. Derdini anlatacak.

Bunu ben diyorum, ben, ben, bihter..

Bir yıldır otu boku paylaşmayın diyen ben.

Çünkü kırk yılın başında insanlar kayda değer bir şeyler paylaşmaya başladı, mizah için olsun, ciddi bir mevzu olsun.. Olayı yirmi farklı yerinden gözlemleyip gerçekten orijinal bir ifade katıp insanlara sergiledi. Ben ömrümde insanların bu sebepten dolayı bu kadar olumsuz yoruma hedef gösterilmesine şahit olmadım.

Yok böyle demeyeymişin de, esasında ne olduğunu göreymişin. GE-Rİ-ZE-KA-LI!!!

OLAY BU ZATEN. OLAY SENİN HER ŞEYİ BÖYLE GÖRÜP MAHALLE BASKISI GİBİ BİR TAVIRLA İNSANLARA MEN ETMEN.

Olayların başında facebooka yazdığım o gerizekalı yazıyı da bu düşünceleri paylaşan arkadaşlara tepki diye yazdım. Çünkü ortada bir olay var evet ama bu olay insanın içinde biten “yakışmamış sana” “olayı böyle görme” “bu yoldan yürüme” diye insanlara dostça olduğuna inandığı bir yaklaşımdan kaynaklanıyor.

Senin, benim neye gülüp gülmeyeceğime ayar çekmeyeceğin gün, dava kazanılmış olacak canım arkadaşım, karadutum, çatal karam çingenem.

*Dipnot: Bu paylaşımlara akşam yediğin yemek, yüzünü boyadığın akraba çocuğu, içmediğin içki resmi, nejat işler, fırat tanış veya bir diğer overrated adamın söyleyemediği şarkı dahil değildir. O konuda hala aynı fikirdeyim.

Beddua Ultimate

Ne zamandır bir beddua düşünüyordum, aklıma bir şey gelmiyordu. Hiçbiri yeterli gelmiyordu sanki, hep bir şey eksik kalıyordu.

Bilen bilir, beddualarım feci tutar. Ne kadar içten ediyorsam artık. Bu olaylardan beri de bir beddua edeydim de tutaydı diye kendimi yedim bitirdim.

Ama yoktu, beğenemiyordum.

Ta ki, iki dakika öncesine kadar. Buldum ki ne buldum.

Topladığı kalabalığın altında kalasıca. O insanlar tarafından haşatı çıkasıca.

Tıpkı Koku’daki gibi, bir kırıntısı kalmayasıca. (opsiyonel)

Küçük Resim vs. Büyük Resim

Memlekette şuan üç türlü adam var.

Biri çapulcular.

Bir diğeri “erdoğanın gödünün gılıyım” diyen teyze ve türevleri. Hülooğ
En sonuncusu da “siz bu kadar eylem falan diye diye yerel esnafa zarar verdiniz, oraya zarar verdiniz, şuna buna zarar verdiniz” diyenler.

Bu sonuncu kategorideki insanların iyi niyetinden gerçekten hiçbir şüphem yok. “Gitme oraya ölürsün” diyor. “Gitme zarar veriyorsun” diyor.

Adam sinmiş, korkmuş.

Oraya ilk başta gidilme sebebini anlayamıyorlar ya da anlasalar da o sırada zarar gören kaldırım, zarar gören özgürlükten daha değerli onlar için. O kalabalıkta ilk gördükleri yakıp yıkanlar, ilk algıladıkları provokasyon.

Bebeğim, o insanlar niye orada? Cidden bu sorunun cevabını ararsan tüm sıkıntıların çözülür bak gerçekten.

Zaten en başından yıkmaları için bir izin olmayan, kendi malı gibi millete peşkeş çekemeyeceği bir park arazisi mevzu bahis. Oradaki insanlar da “Burası senin değil ki üzerine bir şey yapasın. Referanduma bile götüremezsin çünkü en başta orası SENİN DEĞİL, buranın geleceği devletçe korunmuş durumda” diyecek kadar bir şeyler bilebiliyor. Tıpkı içki içmek isteyen insana hakaret edilemeyeceği gibi, bir kız hamile diye babasına kısa mesaj çekilemeyeceği gibi, halka hakaret edilmeyeceği gibi, bir şeyler biliyor işte.

Bu kuzulettolar gerçekten de bir adam başbakan oldu diye onun dediğinde gerçeklik payı arayacak kadar naifler. Gerçekten dediklerinin doğruluğuna biraz da olsa inanıyorlar. Eğer başbakan, hak yemeyen, ota boka karışmayan, objektif bir adam olsaydı, bu inançları o kadar değerli olurdu ki. Ama baştaki adam yanlış.

Benim bu insanların bir gün olanları gözlerine sis perdesi inmeden görebileceklerine dair inancım tam. O zamana kadar bu insanların da özgürlüklerinden, haklarından sorumlu olanlar o beğenmedikleri çapulcular. Belki bir gün gerçekten değer verirler o insanların neden orada olduklarına.

Hatta size bir film önereyim. Made in Dagenham. Ailecek izleyebilirsiniz. En az sizin kadar naif bir film. Belki bir şeyler anlaşılır?

Belki önemli olanın esnafın zarar görmesinin (ki esnafa yardım kampanyaları da var bildiğim kadarıyla, amaç kimseyi mağdur etmek değil çünkü) yani küçük resimden çok daha temel bir konu olan hak ve özgürlüklerin savunulmasını anlarlar.

İzlemezseniz diye söylüyorum, kadın işçilerin eşit maaş almasını isteyen bir grup  büyüyor ve başbakana (ki Margaret Thatcher) kadar gidip haklarını sikerte sikerte alıyorlar. Çünkü başbakan onlara her fırsata hakaret etmiyor ve dertlerini dinliyor. Sonuna kadar arkanızdayım, diyor.

Burada istenen de o. Yeter ki algılamak isteyin. Madalyonun yakan yıkan kısmından çok ezilen, hakları on yıldır yenen insanları düşünün. Empati yapın. Büyük resmi görürsünüz zaten.

Ne istediğini bilmiyor bunlar diyorsun ya, biliyor işte, onu sen anlamak istemiyorsun. Adam gibi muamele görmek istiyor, başbakan kendilerine hakaret etmesin istiyor, kendi istemediği bir konuda dahi (içki gibi mesela) kendi gibi düşünmeyen kişilerin de haklarını korusun istiyor. Kısacası icraat istiyor, hır gür, dalyaraklık değil. “Derdini söyle işte ne istiyorsun” diyorsun ya “İsteyebilmek, dinlenebilmek, zaten en başından görevi olan şeylerin icraate geçtiğini görebilmek” istedikleri. Çok da abes değil zannımca.

Siz izleyin o filmi, pişman olmazsınız 😉

Orantısız Zeka ile Sorgulama Yöntemleri

Ortalama bir üniversite mezunu Türk insanı olarak, üniversiteye kadar hiç öğretilmeyen, sadece yabancı makaleler ve (açıkçası ne yalan söyleyeyim GRE sayesinde) öğrendiğim birşey var. Söylediğin şeyi kanıtlamak (oha öyle bir şey yapılabiliyor muymuş?). Bir iddiada bulunuyorsan arkasında yatan gerçeği, sebebi örneklerle kanıtlamalısın. Özellikle GRE’de yazdığın essaylardan birinde ısrarla “bu adam ne demiş”, “doğru mu demiş”, “neyle kanıtlamış”, “ne kadar geçerli bir örnek” gibi sorularla sana verilen örneğin ne kadar yeterli bir bilgi verdiğini anlamanı istiyor.

Türkiye’de hiçbir yerde görmediğimiz cinsten bir sorgulama örneği.

Nihal Bengisu Karaca demiş ki: Rantçılar diye isyan bayrağı açanların spor ayakkabılarıın fiyatı havaalanına gidenlerin mutfak masrafına bedel.

Hatta “rantçılar! diye…” şeklinde yazılmış. Örnek gazeteci.

Rantçılar diye isyan bayrağını çekenler kim? Ortada bu isyan bayrağını çekenlerin gelirlerinin tutulduğu bir liste mi var? Varsa nerede? Ortada bir kanıt var mı? Havaalanına gidenler kim? Mutfak masraflarına dair bir gelir gider listesi tutulmuş mu? Yazar bu sözlerini neye dayandırarak söylemiş?

Bu sorulara verilecek herhangi bir “duygusal” cevaba DRzzttt diye s*ktiri çekiyordu GRE. Tavsiye ederim.

Atılan tweetleri sorgulamak daha kolay. Üstelik geçmişini bildiğiniz insanların ise, çok daha rahat analiz edilebilir. Bu analizleri yapabilen kişilerin kolay kolay galeyana gelmeyeceği de açık.

Bu sayede Ziraat’in ATM’sini soydular diyen işsizlere de cevap verebiliyor insanlar. Yollar tıkandı başbakanı karşılamaya gidene diyene de.

Ortada tek bir sorun var. İyi güzel, anlayan bir kesim var. Anlamayana nasıl anlatıcaz? Çamur at izi kalsıncılar var etrafta hep.

Nasıl olur onu ben de bilmiyorum. Bilen varsa paylaşsın, sevinirim.

Bu arada Conmech’in podcastlarını dinleyin. O da güzel bir sorgulama örneği teşkil ediyor.

Neler öğrendim?

Tüm bu olaylardan önce, hemen önce bir rüya gördüm. Bir bomba patlıyor, ardından da o meşhur bulut… O ses o kadar gerçekçi, o görüntü o kadar etkileyiciydi ki bütün gün düşündüm anlamı ne olabilir diye. Sandman’e Allah’tan çok inandığımdan rüyanın garanti bir anlamı var demiştim.

Goygoyu bırakacak olursak, benim esas bu yazıyı yazma sebebim içinde bulunduğumuz günlerde neler öğrendiğimdir.

Ömrümde ilk defa “Sosyal Medya” lafına uyuz olmadım. İlk defa bu kadar saygı duydum, ilk defa bu kadar iyi idrak ettim önemini.

Zamanında aklımdan geçen “millet hiçbir şeyin altında değil de sadece kendi isteğiyle ayaklansa tepkisini koysa” düşüncesini memleketin büyük bir çoğunluğu ile paylaştığımı öğrendim. Bir ara gerçekten umutsuzluğa düşmüştüm. Umut bu topraklardan gideli çok olmuştu deyim yerindeyse. Sadece ben değildim böyle düşünen onu bilmek de epey üzücüydü (bkz: çarşaf çarşaf dolu ekşi sözlük “türkiye’den siktir olup gitmek” temalı başlıkları).

Çarşının ne kadar delikanlı olduğunu öğrendim. Eskiden kendilerine bu kadar saygı duymazdım.

Kimin faşist olup kimin olmadığını öğrendim. Kimin askerden medet umacak kadar çaresiz bakış açılarına sahip olduğunu gördüm. (Şöyle ki, eğer asker senin yerine çıkıp bir şeyler yapsa, karşılığıda yöentimi ele geçirecek, on yıl belki yirmi yıl sonra tarih tekerrür edecekti, sen de gene asker nerede diyecektin. Direniş halktan gelmedikçe demokrasiyi hak etmiyorsun demektir. Esas olan bu.)

Bu kadar duygusal olduğumu da bugünlerde öğrendim. Hiçbir etiket altında kalmadan birbirine yardım eden yüzlercesini gördükçe yolun ortasına oturup ağlayasım geldi mutluluktan.

Ben ömrümde bu kadar yavşak polisi bir arada görmedim. Aç bir köpeğin insana nasıl saldırabileceğini öğrendim. Gerçi köpeğe niye laf ediyorsam, bütün sokak köpekleri halk ile birlik olmadı sanki.. Bunlardan olsa olsa ucube olur.

Aynı zamanda o yoldaki insanlar ile ailendeki bazı insanlardan daha yakın olabileceğini öğrendim. Benim ailem onlar. Ben sahipsiz değilim. Ben hatalı değilim. Çıkarcı olan diğerleri…

Daha tüm bunlar gerçekleşmeden on yıl öncesi (hatta daha fazlası) bir seçim öncesi televizyonda at hırsızı tipli bir adamın “bir insan hem müslüman hem laik olamaaaz ters mıknatısakdjfdkshj yapar” sözlerini dehşetle izlemiş ve ertesi gün bu adamın çok büyük bir matahmış gibi halk kahramanı oluşunu görmüş, o günden beri hiç televizyon haberi izlememiş, korkmuş kız çocuğuna bu haftasonu olanları göstermek isterdim. İsterdim ki umudunu hiç yitirmesin. İsterdim ki televizyon haberlerini izlemedi diye hiçbir şey kaybetmediği bilsin (kendisine söylenilenin aksine).

Ben oturup ağlamadan gideyim..

Belki artık Vilayet parkı rüyalarıma girmez, o suçluluk biraz azalır. Belki de benim o zamanki beddualarım yeni tutmuştur. “Aralanan” ağaçların ardından rantçılara saydırdığım beddualar…

Herhangi bir resim ya da video koyayım diyorum ama hangi birini koysam bilemiyorum. Zaten hala neler olup bittiğini anlamayan bi siktirsin gitsin.