Günlük 100 TL’ ye Tercüman (!)

Geçtiğimiz aylarda iki farklı ancak bir o kadar da aynı müşteri adayı ile tanıştım. Anlatmak istedim, çünkü yapılan yanlışı görün istiyorum.

Şimdi en büyük yanlış bendeki. Tercüme almak için bazen çok gereksiz yere, gereksiz insanlarla muhatap oluyorum. Bunu neden kendime yapıyorum bilmiyorum. Ancak çoğu zaman pişman oluyorum bu insanlarla alışveriş etmekten…

giphy.gif

İlk bahsettiğim müşteri bana iki araç mesafede bir ofisteydi. İngilizce devam eden yazışmalarını Türkçe’ ye çevirecek birisini arıyordu. İş yükü çok değildi ancak haftada bir kontrol etmek gerekiyordu. Daha önceden bu işi yapan bir elemanı vardı ancak kriz dolayısı ile o kişiyle yollarını ayırmıştı. Şimdilerde mailleri kontrol edecek, gerekiyorsa telefon konuşmasını yapacak ve gelen makaleleri çevirecek birisini arıyordu. Bana anlattığı bu.

Eğer müşterilerle konuşmayı biliyorsan, onların aslında ne demek istediğini de biliyor olman gerekir. Adam bariz bir şekilde ucuza sekreter arıyordu.

Günlük 100 TL teklif etti. Utanmadan, evet. 100 TL’ ye sekreterlik ve makale çevirisi istiyor. Makale çevirisi… Neresinden tutarsan tut bir tarafı elinde kalıyor. Tercüman olarak bir sekreter aramasından mı, makale çevirisini 100 TL’ ye getirebileceğini düşünmesinden mi yoksa ciddi ciddi “bunu yapan biri vardı ama ben onu yolladım daha ucuza yaptırırım bunu” şeklinde düşünmesinden mi…

Kabul etmedim tabii, kimse kabul etmedi, ilan hala açık. Ancak aklı başında hiçbir tercüman gidip de bu adamla çalışmaz. Bariz ölücü, bariz şark kurnazı liboş artığı esnaf emeklisi. Uğraşılmaz.

giphy (1).gif

Aradan birkaç ay geçti ve ben başka bir müşteriye denk geldim. Benzerliklere bakın: İngilizce devam eden yazışmalarını Türkçe’ ye çevirecek birisini arıyordu. İş yükü çok değildi ancak haftada bir kaç kez kontrol etmek gerekiyordu. Daha önceden bu işi yapan bir elemanı vardı ancak kriz dolayısı ile o kişiyle yollarını ayırmıştı. Şimdilerde mailleri kontrol edecek, gerekiyorsa telefon konuşmasını yapacak ve gelen makaleleri çevirecek birisini arıyordu.

Bu şahıs da aynı parayı teklif ediyordu ancak haftada daha fazla gün gitmem gerekiyordu yanına. Ayrıca getir çevirini ofiste yap ben karışmam gibi bir laf etmişti. Ve işinin gerçekten çok az olduğunu gördüğüm için acaba kabul etsem mi diye düşündüm. Ancak kabul etmedim tabii.

Bu adamı direkt olarak reddetmedim, sakince ne yapacak görmek için denedim bir. Adamın mentalitesi beni şoka soktu. Bir kitap çevirtmiş. Ancak o kadar kötü olmuş ki çeviri. Ben de ona bu çeviri için ne kadar para verdiğini sordum. Para vermemiş. E normal o zaman dedim ben de. Parasız çeviriye bu fazla bile olmuş. Adamın dediği şu:

“Ben niye çeviri için para vereyim ki, adam tutarım asgari ücrete gelir ofiste yapar çevirisini. Senin dediğine kalsa bir kitap çevirisine on bin lira para vermem gerekecek. Yok öyle bir dünya, bu işten para kazanamaz kimse. Herkes İngilizce biliyor, gelir ofise yapar çevirisini. Ben elli yıllık esnafım, tercümeye para vermem.”

Dedi.

E ama tercüman arıyordun sayın orospu çocuğu? O ne olacak? Tercüman arıyorsun, bütün işin İngilizce yürümüş ama sen bir kelime dahi anlamıyorsun ve tercümeye para vermiyorsun. Güzelmiş.

Sizi sayıyla mı veriyorlar, kriz var diye mi şımardınız ne yaptınız bilmiyorum ancak size su veren itfaiyenin hortumunu siksinler. Bu iki yalı kazığı da defalarca kez dolandırılmış, bir sürü işleri ters gitmiş diye bir de yakınıyorlar. Ulan sen en başta aldığın hizmetin parasını ödemeye gocunursan, karşındaki insanın kariyerine hakaret edersen, o kişinin emeklerini hor görüp geçip karşısına gevşek gevşek konuşursan ve karşılığında 100 TL gibi salak bir fiyat vermeyi kendine hak görürsen seni daha çoooooooooooook dolandırırlar. Amınakoduğum liboşu.

giphy (2).gif

Bazen, çalıştığım insanlar buraya bir şey yazacağım diye korkuyorlar. Korkmayan tek güruh, hakkının karşılığını ödemekten gocunmayan, sana yanlış yapmayan insanlar. “Sen gidip yazarsın şimdi oraya, benim tanıdıklarım okuyo, ohoo her şeyi gelip bana anlatıyolla” diyen liboşların ise suratı değişse de muamelesi değişmiyor.

Sevgili genç tercümanlar, eğer bu tür insanlarla karşı karşıya gelirseniz ve “kriz var ne yapacağım ben” diye ümitsizliğe kapılıp bu kişilerle çalışmak isterseniz, değmeyeceğini bilin. Siz sahip olduğunuz iş ağına, birlikte iş yaptığınız dostlarınıza tutunun. Gerisi gelir. Gelin bu pezevenkleri birlikte gömelim. Göte göt demekten korkmayın.

Ayın 5 Şarkısı

Ooo beybi, bu ay neler neler dinledim… Geçen ay eski mp3 çalarımda epey bir değişikliğe gittim. Aslında çok ama çok uzun bir zamandır (neredeyse on yıldır) arada bir iki şarkı ekleme haricinde hiçbir şeyi değiştirmemiştim ancak bu sefer öyle olmadı. Epey bir şarkı gitti, epey bir şarkı geldi. Bu da tabii doğal olarak mp3 alemlerinin doğal yapısında değişiklik oluşturdu. Ancak yavaş yavaş alışıyor gibiyim.

Bu ay, mp3 çalardan dinlediklerim daha ağır bassa da bazı yeni ve harika ötesi şarkılar da dinledim tabii. Başlayalım efem…

  1. The Tremeloes – Silence is Golden

Bir kere en başta, bu şarkıyı ne kadar çok severmişim de ne kadar az dinlemişim dedim. On senedir listemde, toplasan 50 kere dinlememişimdir. İşte bu ay o açığı kapatmaya çalıştım galiba.

 

2. We Walk Walls – I am Your Daughter

Bu elemanları epey sevdim, ilerde neler yapacaklar göreceğiz.

3. Grzegors  – I’ve Lost My Friends

Bu kadar güzel bir şarkı ve bu kadar güzel bir ses ancak bu kadar boktan şarkı sözleri ile hiç edilebilirdi. Bazen İngilizce anlamıyormuş gibi yapıyorum ki şarkıdan keyif alayım…

 

4. Polkadot Cadaver – Pure Bedlam for Halfbreeds

Şimdi mp3 çalarımı bilmediğiniz için içinde ne kadar PC ve DFD olduğunu da bilmiyorsunuz asdnfsldfdgfh.

 

5. Mutiny on the Bounty – Dance Automaton Dance

Bence ben bu şarkıyı az bile dinledim…

 

Siz neler dinlediniz?

Lady Gaga Şımarıklığı

Şimdi Lady Gaga’ ya karşı marşı değilim. Ama son zamanlarda kendisi ile alakalı çok ilginç bir şey keşfettim. Sonra uzun uzun düşündüm acaba yeni bir şey mi diye… Yok arkadaş, hep vardı…

Lady Gaga’ da ilginç bir olay var. “Kimse bana inanmadı ama ben yaptım”…

Ablam kim inanmadı sana söyle… Kim yoluna taş koydu, kim ciddiye almadı seni? Ciddiye alınmadığın için mi bu kadar para kazandın? Ciddiye alınmadığın için mi bunca turne düzenledin, o kadar albüm sattın? Ciddiye alınmadığın için mi iki tane Altın Küre aldın, üstüne bir de oskara aday gösterildin?

Nerede ciddiye alınmadın tam olarak? Hayatının hangi noktasında, tam olarak yani…

Bayıyor beni bunun “kimse inanmadı ama böyle böyle”… tırı vırısı. Kim sana niye inanmasın? Tisch okulundan beri peşinde köpek olmuş insanlar lan… Sen rest çekmişsin okula bir de. Hadi onu geç seninle çalışan herkes gözünün içine bakmış, sen trip atmışsın onlara.

lady-gaga-100-people-bradley-cooper-1220x775

Bu olayı Bradley Cooper için “kimse inanmadı o inandı” diyor ya oradan hatırladım zaten. Tisch olayı muhteşem bir rezillik. Rezillik puanım 10 üstünden 10.

O kadar olay yaşanmış, ortada o kadar başarı var, ödül üstüne ödül almış, para parayı doğurmuş abla hala “Bana inanmadılar”… Ulan bitsin bir mağduriyetin be… Gözün doysun kancık.

Sevmiyormuşum, evet.

Tumblr Gelişmesi

Hatırlarsanız bir vakitler Tumblr Özlemi  adlı bir yazı yazmıştım, orada tumblr’ ın eskiden nasıl güzel bir site olduğundan ve porno içeriklerin siteyi nasıl yok ettiğinden bahsetmiştim.

Tumblr, cinsel içerikli hesapları kapattı, bu içerikleri de kaldırdı. Evet.

giphy.gif

Demek ki tek şikayet eden ben değilmişim.

Ama şimdi “pornomuzu isterük” şeklinde şikayet edenler mevcut. Diyorlar ki “pornoyu eskisi gibi tozlu raflara saklayamazsınız!!!11” Bu sefer tumblr bu yüzden eleştirilere konu oldu.

Galiba kimse tumblr’ a bizim gibi eğlenceli içeriklere bakmak için girmemiş, herkes çükünün peşindeymiş amk.

Ben en çok şu “Bu tür girdiler görmek istemiyorsan o girdileri paylaşan kişileri takip etmeyi kes.” lafını yutmalarına sevindim. İnsanlara çemkirmelerini kestiklerine sevindim yani.

Adamlar kallavi bir post-myspace içerik bütünü yapmış, her türlü sanatçı, her türlü artist gelip işlerini paylaşıyor. Gençler giriyor kendilerine güzel sayfalar hazırlıyor, bir sürü yeni şey öğreniyor. Sonra sırf “porno serbest kalsın”cılık uğruna sitenin dört bir köşesine çük fotoğrafı atıyorsun. Bu insanlar tek tek işlerini toplayıp gidiyorlar. Kimse artık bu porno sitesinde işinin görülmesini istemiyor. Geriye ne kalıyor? Daha çok porno, daha çok göt, daha çok meme. Sonra da şaşırıyorsun “aaa insanlar nereye gitti”…

Screen_Shot_2018-10-25_at_11.02.15_AM.png

Ya bir gaza gelmeden adam gibi kendi bütünlüğünü niye koruyamadın sen? Sırf toplumda büyük bir gelişme yaratacağını düşündün diye vasıfsız gelişimci sürünün eline neden tumblr gibi bir muhteşem bir siteyi gümüş tepside verdin? Hadi verdin, daha sonra niye aldın? Demek ki ters bir şeyler gitmiş. O çok istenilen gelişme yerini bulmamış… Beceremedin.

Ama ben umudumu yitirmeyeceğim, sık sık kontrol edeceğim tumblr’ ı. Bakalım eski haline dönebilecek mi? Belki eskisinden çok daha güzel olur, kim bilir…

Kapıcı Terörü

Senelerdir oturduğumuz şu apartmanda yaşanan bir durum var: Kapıcı terörü. Yapılanları tek tek yazmaya çalışacağım. Tabii sadece benim hatırlayabildiklerim… Bilmediğim veya hatırlayamadığım bir sürü şey var, adım gibi eminim.

10 seneden uzun süredir bu apartmanda oturuyoruz. Eskiden ev soğuk oluyor diye üst katlarda bir eve taşındık. Ama apartman değişmedi hiç, ailem Ankara’ ya geldiğinden beri hep burada oturdular. İlk başlarda bir Hasan abimiz vardı, tam bir çakaldı. Ama işini de yapardı yani hiçbir zaman bir şikayet gelmedi onunla alakalı. Ama Hasan abi, karısının kazandığı paralarla ev satın alınca apartmandan ayrıldı. Hala mahalledeler ama tek takılıyorlar.

O gidince Bircan diye bir adam geldi. Yeni evliydi, karısı da Sinem. Garip insanlar… Bircan servise çıktığında sadece yolunun üstündeyse alıyor bazı şeyleri, eyvallah. Zaten hani acil ihtiyaç için markete gönderiliyor, onu da anlıyorum, adamı kendi isteğin için oradan oraya gönderemezsin. Ancak Bircan bu mecburi hizmeti bile biraz s*kinin ucuyla yapıyor.

giphy.gif

Bircan’ ın oğlu Yusuf çatlak bir çocuk. Küçükken “baban nerede” diye sorulduğunda “hangi babam” derdi o kadar çatlak. Bu Yusuf “babam hep yatıyoo, hep uyuyoo” diye şikayet ediyordu biraz daha küçükken. Anası, Bircan daha rahat uyusun diye çocukları alır evden çıkardı çünkü gürültü olmasın Bircan efendi uyuyor diye.

giphy (1).gif

Bircan apartmanı temizlemez, Bircan bahçeyi temizlemez, Bircan hiçbir şey yapmaz. Güya hazırlanmış bir program var, Bircan’ ın saatleri, neler yapması gerektiğine dair ama hiç bir kere bile uyduğunu görmedim. Apartmanı bok götürüyor, kendi evinden kötü kokular geliyor en başta… Bahçede çalı çırpı her şey birbirine girmiş… Kapımızın önü (ana kapı) çöpten geçilmiyor. Tamir bilmez, hiçbir şeye elini sürmez.

Peki bu Bircan ne yapıyor? Allah bilir…

Apartmanda komşular bir eve toplandığında gidip o evin kapısının önünde temizlik yapar “bak ben temizlik yapıyorum” diye. Hatta o süpürgeyi kapıya falan vurur ki iyice emin olsun içerdekilerin bunu duyduğuna.

Karşıda orman var, ormandan gelen bazı böcekler var belli aylarda. Hatta daha kesin konuşayım: Nisan ve Kasım aylarında bu böcekler ürüyor ve her yere dadanıyorlar. Zararsız böcekler ama işte çok fazla geliyor… Bizim apartman iki tane yan yana. Yandaki apartmanda bir tane bile böcek yok, bizde kaynıyor ya…

İşte o kıyaslamaya girince kötü. Yan apartman tertemiz, yan apartmanın kapıcısı her şeyi yapıyor. Tamir biliyor, temizlik biliyor, bahçe ile uğraşıyor. TERTEMİZ apartman ya. Ama onlar o adamdan memnun değilmiş… Neden belli değil. Bizce şımarıklık.

Bu Bircan efendi son zamanlarda HAYVAN gibi kalorifer yakıyor. Evde yazlıklarla oturuyoruz, millet cam açıp serinliyor o derece. Yüz kere uyarıldı bu pezevenk hala yakıyor. 25 dereceden aşağı inmiyor apartman. Biz ilk geldiğimizde, Hasan abi yakmaya çalışırdı alt katta izolasyon yok diye, apartman galeyana gelirdi. Şimdi de herkes şikayetçi ama kimse söz geçiremiyor bu davaroya.

giphy (2).gif

Biz her ay “acaba yakıt parasını yetiştirebilecek miyiz” diye derde düşelim bu adam gitsin cayır cayır yaksın ÜSTELİK GERÇEK SOĞUKLAR BAŞLAMAMIŞKEN!

Bir de sonra çift aidat istiyorlar. Size NAH veririm bundan sonra o çift aidatı.

Peki bu “yakma” denmesine rağmen kafasına göre kalorifer yakan, hiçbir temizlik işine girişmeyen, her işi s*kinin ucuyla yapan bu kıroyu neden göndermiyorlar? “Kış günü iki çocukla ortada mı kalsınlar”cılar geliyor. E bu adam bedavaya çalışmıyor ki, iyi de bir maaşı var. Bu adam bariz maaşı, sigortasını suistimal ediyor, üstüne bizim ödediğimiz yakıtı babasının malı gibi yakarak bizi zora sokuyor.

Durum ne olacak belli değil, adam gidici olduğunu fark ettiğinden beri pezevenkliklerine pezevenklik katmaya devam ediyor.

Yani bu yazının ardından bir ikincisi, üçüncüsü ve eski fetocu yönetici yüzünden bir milyonuncu gelebilir.

İşi nasıl fetoya bağladım ben de bilmiyorum ama her şeyin birbiriyle ilişkisi var işte dostum, öyle bir apartman burası.

Koca Koca Rezillikler

Türk dizi endüstrisi bir gün bile beni şaşırtmamazlık etmiyor. Her gün yeni bir rezilliği önümüze koyuyorlar “aha bu dizi bunu izle” diye. İnsanların ana akım medyadan uzaklaşmasına da sonra şaşırıyorlar ama niye izlenmiyor diye…

Geçen sene Ufak Tefek Cinayetler’ deki bahçe cücesini ve pilates topunu almışlar, sonra da yeni dizi yapmışlar bunlara. Dizinin olayı bu. Bu kadar! Ne bir eksik, ne bir fazla. En az bahçe cücesi kadar gerizekalı bir adam, en az pilates topu kadar hırslı ve kötü kalpli bir genç kız. Geçen sene o tepki aldı ya bu sene onun ekmeğini yeriz diyenler çıkmış yine.

5b7156ab7152d822383ed42e

Bahçe cücesi Mehmet, keko karısı Arzu ve pilates topu Burcu…

Adam karısını aldatıyor, aldattığı kız evlenmek için insan üstü bir hırs yapmış bir şekilde adamı çekiştiriyor. Adamın karısı çocuklarla ortada kalıyor, kadın gurur yapıyor o adamın bir kuruşunu istemem diye. Ama kadın hayatı boyunca hiç çalışmamış ve sadece çocuklarına bakmış. Kötü kadın ise genç yaşında hayatın sillesini yemiş çok çalışmak zorunda kalmış…

“Ödül: erkek” temalı dizilerden bir başkası yani. Diziyi daha ayrıntılı ve benden daha iyi açıklayan bir başka yazı için lütfen bakınız.

O yazıda dizinin neden sığ kaldığını, bazı şeylerin neden gözümüze battığını anlatan bir kısım var. Karakterler, anlatım, hikaye… Onlarla ilgili yani.

Dizide o kadar çok falso var ki tek tek yazılmaz. Öyle böyle kötü bir dizi değil. Ama yapımcıları bu tepkilere seviniyor sanırım. Zira yüzlerine tükürsen “aa tepki aldık” diye sevinip köşe olacaklar…

RTÜK bunlara bir ceza yazmış. Ama neyine ceza yazmış gelin bakın. Olduğu gibi kopyalıyorum:

 “AA’ın haberine göre, RTÜK, pazartesi günleri ekrana gelen ‘Koca Koca Yalanlar’ dizisinde, ‘erkeklerin eşlerini aldatmalarının normal bir davranış olarak’ ekranlara yansıtıldığını belirtti.”

 

O dizide insanın gözüne en az batan şey adamın karısını aldatmayı kendisine hak görmesi. Dediğim gibi o kadar falso var ki o dizide. RTÜK’ ün onlara başka başka şeyler için ceza vermesi gerekirdi. Mesela Türk genç kızını “koca avcısı” olarak gösterip aşağılamaktan, Türk erkeğini “yularını nereye çeksen oraya gider” şeklinde gerizekalı göstermekten, karikatürize edilmiş ancak tek işi başkasının evinde onun ekmeğini yiyen beleşçileri normalleştirmekten, dayakçı ve dırdırcı kaynana resmetmekten, adam tutup birisini dövdürmeyi normalleştirmekten, şantaj yapıp iş sahibi olmayı normalleştirmekten, orta yaşlı evli Türk kadınının çok kolay salak yerine konulabileceğini gösteren maço tavırları normalleştirmekten (ki aldatmak buna dahil değil henüz), çalışan kadınları kötü gösterip ev hanımı kadınları yücelterek ikilik yaratmaktan, SÖZLÜ TACİZden ve daha neler nelerden…

Ama neymiş erkeklerin eşini aldatmayı normalleştirmesiymiş. Her şeyimiz erkeğin çükünün ucunda. Erkek bu dizide aldatmasaydı bu dizi sürer gider, kimse de şikayet edemezdi. Daha öncekilerde olduğu gibi… Türk dizi tarihi yukarıda saydığım konulardan ceza almayıp zeytinyağı gibi üste çıkmış vasatın altında, art niyetli yapımcıların paragöz emelleri doğrultusunda oluşturulmuş dizi kaynıyor…

Sonra da “aa ana akım medya neden böyle oldu”… Dua et sen amk o ana akımı sana yedirmiyorlar diye.

Ay sinirlendim!

Görsel Şölen Hastalığı

Epeydir var olan ve var olduğu sürece beni hep rahatsız etmiş bir olay bu görsel şölen hastalığı. Bahsettiğim şey Yeni Gelinlerin Tatlı Telaşı tarzı bir görsel şölen hastalığı değil, ama kesinlikle alakası var. Herkesin herşeye özenmesi ile ortaya çıkıyor sonuçta.

Birinin bir şeye özenmesine karşı değilim. Aksine bir şeye özenmeden yeni bir şeylerin öğrenilmesinin zor olacağını düşünüyorum. Sonuçta başta bir heves gerek.

Ama her şeyin bokunu çıkarmakta birebiriz. Bazı şeylerin önemi nasıl görüldüğü nasıl canlı durduğu falan değil, o işi görüp görmemesi ile alakalıdır ya. Onları da görsel şölene kaybetmeye başladık.

giphy.gif

Eskiden çok sık günlük tutan birisi olarak bir defter bir kalem seçer devam ederdim. Yok süslemeymiş, yok etiketlermiş yok resimlermiş falan pek sarmazdı beni. Arkadaşımla birbirimize yazdığımız mektuplara daha özen gösterirdim ama onunki gibi olmazdı. Ben yazar geçerdim, o feci süslerdi.

Sonra özendim. Gerçekten çok özendim. Dedim ki yeniden günlük tutayım, içine her şeyi koyayım ama daha süslü olsun. Çok sağolsun Youtube’ da bullet journal denilen bir akımın videoları çok fazla. Onları izlemeye başladım. Bir iki tanesi güzel geldi ama sonra…

Makyaj videoları gibi bunu da bok ettiler. Onu onunla karıştırmalar, şu kalemi bu kalemle kullanmalar, kağıdı böyle kesip üstüne şunu yapıştırıp garip şekiller çıkarmak… Ulan bunları yaparken ne kadar zaman harcanıyor acaba? Yazı yazmaya vakit kalıyor mu?

Yer kalmıyor orası kesin.

Sonra baktım her şeyi standarda dökmüşler. Aylık plan, haftalık plan, günlük modun, yapılacaklar listesi (tiskiniyorum), yok şu yok bu… Yahu ne oldu normal yazıya. Sayfa tasarlamalar, mod takipçisi çıkarmalar, beş yüz farklı kalemle yapılan tasarımlar falan derken yazıya yer kalmıyor hiçbirinin defterinde. Hevesi kaçıyor insanın.

Aynı şey moda kanalları için de geçerli. Eskiden işe gitmek için, bir şey yapmak için insanlar kıyafet seçerdi şimdi sırf kıyafet seçmek için güne başlıyorlar.

E seçiyorsun, ya sonrası? Sonra ne bok oluyor sayın amınakoduğum?

giphy (1).gif

Bunların hepsi “a bak iyi yapıyor” diye götünü kaldırdığımız ama bizimle aynı şeyleri yaşamayan ergenlerin yüzünden geliyor. Kendimi suçluyorum bunda ben. Çok yaptım çünkü, hala da yapıyorum. Mesela hayatında işe gitmemiş adam gelmiş sana pastel tonlarda iş kıyafeti seçiyor falan. Dolmuşa hayatında binmemiş adam veya herhangi bir toplu taşımaya, yerden iki milim yüksekte terlikle kombin çıkarıyor.

Hepsinde pratik sıfır. Gitmeyecekleri işe giyiniyorlar, yazmayacakları günlükleri dolduruyorlar, içmeyecekleri smoothie’lerin tariflerini veriyorlar, gereksiz makyajların nasıl yapıldığını ballandıra ballandıra anlatıyorlar.

Ne için?

Goygoy Toplantısı

Dönem dönem yaptığım tercümelerin ardından bir darlanma gelir ve “S*kerler böyle işi” diyerek farklı farklı işlere bakarım. Bir nevi hobi bende alskdjfşlgfhf.

Son zamanlarda birileri ile iletişimdeydim. Görüşmek istediler benimle, ben de gittim. İşin %60′ ı çeviri, %40′ ı sosyal medya işleri. Tam olarak neyin çevirisi olduğunu söylemeyeceğim. Ama yapamayacağım hiçbir şey yok işte. Bildiğim mevzu, bir sürü deneyimim var, konu ile alakalı sözleşmeli çalıştığım yerler var, işin nasıl döndüğü hakkında fikrim var yani.

giphy.gif

Tevazu gösteremem o konuda.

Görüşmede 3 kişi vardı. 1′ ini ben bir yerden tanıyorum ama hala çıkaramadım. Bir tane kadın, muhtemelen ofisin çalışmasını sağlayan kişi, bir de esas patron. Patron tam diğer tüm yaşıtları gibi bir liboş havası taşıyor. Bir neslin tavrı, tarzı hiç mi değişmez amk?

Normal bir görüşmede veya bir toplantıda karşıdaki ile çalışacağını düşünüyorsan eğer ona ne sorarsın? İş ile alakalı şeyler. Neler yaptıkları, referansları, deneyimleri hakkında detaylar belki de. Bana ne sordular? Yazıyorum.

  1. Ne tür müzik dinliyorsun?
  2. Ne tür filmler izliyorsun?
  3. Korku filmi seviyor musun?
  4. Jazz seviyor musun?
  5. Şimdiye kadar yaptığın çevirilerden en çok hangisi seni etkiledi? (ASŞLDFJDFLKGHJFGH AMK HALA GÜLÜYORUM LAN)

Ve iş ile alakalı olmayan bir sürü bok püsür. Tüm bu goygoy dönerken tabii iş ile alakalı, sigorta ile alakalı hiçbir mevzu konuşulmuyor. Neyse soracaklarını sordular. Dedim benim de soracaklarım var.

İki soru sorabildim. 3.’sünü sordurtmadılar, “yeter” diye bitirdiler işi. Mesela başka pazarlara açılacaklarmış, o pazarlar neler, neleri hedefliyorlar nereye giriyoruz işe falan hiçbir şey yok. Kaç kişi çalıştırdığını soramadım, kaç tercüman ile çalıştıklarını soramadım, örnek sözleşme soracaktım soramadım, sözleşmelerinde ne gibi talepleri olduğunu hiiiiiiiiiiç soramadım.

giphy (1).gif

Gözümün önüne bu çocuk geldi hep asldfsfg.

Onlar da bana sormadılar böyle şeyleri. En çok hangi çeviri beni etkilediğini sormak ve başkası ile imzaladığım gizlilik sözleşmesini ISRARLA hatırlatmama rağmen o şirket ile alakalı ücret mevzularını sordular ama ne hangi programla tercüme yaptığımı sordular ne de en çok hangi alanlarda tercüme yaptığımı.

E şimdi böyle boktan bir görüşmenin ardından (ki daha bana “Ben bu CV’ de yazan şeyleri senin yaptığına inanmıyorum” çıkışı var ki o daha dillere destan, ama onu onlarla bir kere daha görüşüp yüzlerine söylemem lazım böyle burada söylenecek bir olgunluğa erişmedi o hakaret)  sen böyle bir yer ile çalışabileceğini düşünür müsün?

Aklımdan bile geçmez amk. Yarım saat boyunca lak lak eden, esas sorulara, iş ile alakalı hiçbir detaya gelmeyip sadece yüzeysel bahisler açan birisinin işine elini sokar mısın? HAYIR.

giphy (2).gif

Mekandan çıkışım…

Niyeyse bu tür gavatlıkları hep liboşlar yapıyor. Bu yazının önlerine düşeceğine adım gibi eminim. Çünkü liboşların %80′ i görüştükleri insanların internette paylaştıkları duygu ve düşüncelerinden besleniyor resmen, her şeyi ama her şeyi kendi üstlerine alınıp “aaa bana böyle böyle demiiiş” diye oturup kuruluyor falan.

Bu lafım da sana öteki liboş. Biliyorum hala takip ediyorsun ne yazmış ne yazmamış. Hakkında bir şey yazmamam, ne yaptıklarını unuttuğumu ne de affettiğimi gösterir. Senin zamanın BÜYÜK gelecek. O zaman geldiği zaman da başına gelenlerin nereden nasıl geldiğini anlamayacaksın bile çünkü gerizekalısın.

Bu ufak toplantıyı buraya yazıyorum ki ilerde bir gün yine çevirilerden illallah ettiğim bir gün saçma sapan adamlarla iletişme geçmeden önce okuyup kendimi vazgeçireyim.

Zira artık öğrenmiş olmamız gereken bir ders var, değil mi arkadaşlar?

LİBOŞLA MUHATAP OLUNMAZ!

 

Fantastik Özgürlükler

Bİrkaç gün önce kafama dank etti. Resmen bir aydınlanma yaşadım. Her memleketin kadınının farklı bir özgürlük anlayışı var ve bunu bilen şirketler sürekli olarak bunları kullanarak ürün satmayı hedefliyor!

giphy

Medium yazısı gibi oldu lan, dur bir de öyle yazayım koyayım tutar belki asljdsldşfgf.

Şimdi, Türk kızına “Özgürlük ne” diye sorsan “istediğimi yapabilmek, istediğim okulda okuyabilmek, istediğimle gezebilmek, istediğimi giyebilmek ve elalem ne der diye düşünmeden rahatça yaşamak” der. Bakınız bütün kadın temalı reklamlara hep aynı bok. Elidor tutar “Elalem” temalı reklam yapar, Orkid tutar “kızlar neleri becerir” konulu reklam çeker… Dizilere bak, ailesine rest çeken ablalar, istediği işe hop diye konanlar, ailesinin manipülasyonlarından etkilenenler… Hepsinde ama hepsinde aynı tema. İstediğimi yaparım kimse de bir bok diyemez teması.

Ama Evropalı kızlar öyle mi? Değil. Onlar zaten istediklerini yapıyorlar, o yüzden özgürlük anlayışları bizimkinden farklı. Avrupai kızların yegane özgürlük anlayışı (son bilmem kaç senedir) “tek başına dünyayı gezmek, otostop çekerek dolaşmak, kendini bulmak, tek başına dünyayı keşfetmek”. Bize sorsan bu özgürlük değil düpedüz manyaklık. Gel beni öldür demenin süslüsü.

Erab kızlarının düşüncesi de “bana ait bir yer” dir mutlaka. O yüzden memleketteki tüm Erab seviciler kendilerine ait bir alan isterler ve o kafalarındaki kendilerine ait alan gasp edilince de bık bık öterler.

DhwHHIMW0AAoGLc.jpg

Ayrıca Arap kızlarının kendilerine özel bir mekan arayışı aslında onların söylediklerinden ve paylaştıkları olaylardan edindiğim bir izlenim. Biraz daha Virginia Woolf gibi takılıyorlar o konuda.

Amarikalı kızların özgürlük düşüncesi ne dersiniz? “İstediğim arkadaşlıklara sahip olmak”. O da ne la, diyebilirsiniz. Anlatayım efem…

Amerikalı kadınların arkadaşlıkları çok nadir ve oldukça garip. Çünkü iki kadının bir arada olduğu her ortamda bir dallama olaya müdahale edip kendine göre insanların muhabbetlerini şekillendirmede herhangi bir beis görmüyor. Valla ben de ne yaşadımsa orada bazı hadsiz adamların yerli yersiz her olayımıza dahil olması yüzünden mahvolan planlarımız ile yaşadım. Kısa bir örnek: İtalyan arkadaş ile bir gece “hadi lan kafamıza göre gezelim goy goy yapalım” dedik. Tam bu muhabbetin üstüne Kolombiyalı arkadaş geldi ve o da gelmek istediğini fısıldadı. Evet efendim, fısıldadı. “Tamam ama kimseye gözükmeden çıkalım yoksa peşimize takılırlar” dedi sessizce. Biz anlamadık ama çıktık sessizce, hiçbir şey yokmuş gibi. Ama enselendik dostum, lanet olasıca adamlar bizi çok uzaklaşmadan yakaladı. Sonrasında “Sizle gelsek olur mu” da yok üstelik amk direkt bütün planları yaptılar “o bar dolu şuraya gideceğiz” dediler ve gideceğimiz yeri değiştiler ve de sonuç olarak bütün geceyi mahvettiler. Biz yurda döndük üçümüzün de suratı asık… Kolombiyalı diyor “ben demiştim” diye.

Amına koduğumun yurdunda 11 ay kaldım sadece 1 ay güzel geçti o da İspanyol kızlar, yurttaki oğlanları planlarımızdan uzak tutabildiği içindi… Onların geldiği vakit arkadaş çevresi büyüdü, dehşet eğlendik, güldük. Ve oğlanlar hep bir kavga çıkarmaya çalıştı, hep aramızı bozmaya çalıştılar.

İki kadın bir masada oturup muhabbet ediyorken hiç davet beklemeden gelip masamıza çat diye oturur ve muhabbeti istedikleri gibi değiştirirlerdi. Sizin konuşmanızı umursamayarak. Ama aynısını sen onlara yapınca “burada özel bir şey konuşuyoruz” diye sana ters çıkarlardı.

Ha bir de sıkıyorsa Koreli kızların masasına izinsiz otursalardı. Ağızlarına sıçardı o kızlar, olamazdı öyle bir şey onlar için.

Bak son dönem Amarikan filmlerine. Kadınlar bir şeyler yapıyor. Herhangi bir şey. Sofia Coppola adam doğratıyor mesela asldksjdfgdfgh… Ama kadınlar hep bir aradalar. Bunlardan rahatsız oluyor insanlar. Yok orijinal değil, yok niye kadın karakter yok bık bık… İnsanlar bunu görmek istediği için olabilir mi sayın amınakoduğum? Başlarında erkek olmadan arkadaşlık kurmak istedikleri için, bu durumun hayalini kurdukları için mesela… İnsanlar bunu pazarlıyor bir süredir, sebebi de böyle bir talep olması.

O yüzden Amarika’ da herkes Jennifer Lawrence ile arkadaş olma hayali kuruyor, Taylor Swift’ in arkadaşlarına “Squad Goals” diye heyran heyran bakıyor, ayıla bayıla Sex and the City izliyor. O yüzden Amerika kıtasındaki kadınların korkusu Gilead gibi bir yer. O yüzden Amarikalılar Sorority olayına çok düşkün. O yüzden Bechdel testi görmek istiyorlar her yerde. Yüzlerce örnek sayabilirim.

Bu kadar, şimdi gidebilirsiniz asdlfskfhfgj.

Estefania’ nın Yalanları

Bir kız var, Amerika’ dan tanıdığım. Bu kız benim oda arkadaşımdı. Kız hemen dibinde duran çöpü çıkarmaz, temizlik kurallarına uymazdı.

Sadece o mu, hiç açık hava aktivitesine de katılmazdı. Bir kere bile bizimle sahile gittiğini görmedim. Ama bir kere bile kendi başına veya arkadaşlarıyla birlikte gittiğini de görmedim.

Estefania’ nın eğlence anlayışı otel rooflarında elinde pahalı içkisi ve üstünde bir takım tasarım kıyafetlerle salınmaktı. O kıyafetlere ne üzülmüştü THY bagajı kaybetti diye. THY bagajı kaybederse 10 bin dolar ceza ödemek zorundaydı o vakitler, “hadi yine iyisin” demiştim ona fakir aklımla. O da bana oldukça soğuk bir suratla “benim kıyafetlerim on binden fazla eder” demişti.

Kimseyle konuşmaz, herkese tepeden bakar, hiçbir etkinliğe gelmez, hiçbir şey yapmaz. Tek yaptığı ağır makyajlar yapıp partilere gitmek.

Ha o makyajın döküntüsünü de hiç temizlemezdi ve ortalığı bok götürürdü.

Kısacası Estefania’ nın bulunduğu her ortam çürük kokardı.

Sonradan sonradan Estefania bir instagram sayfası cozutması yaşadı. Galiba para verdi ilk olarak bir anda binlerce takipçisi oldu. Sonra da o sayfada sürekli olarak seyahat fotoları paylaşmaya ve insanlara “inspirational” mesajlar vermeye başladı. Bizim kokaç Estefania, tutup doğanın kokusu, temiz ortamlar, spiritüel yolculuklar falan paylaşıyor.

Niye bu kadar yalan söylüyor acaba? O seyahatlere çıkabilmek için gerekli sponsorluklar adına bir imaj yaratması için mi? Yoksa belki de Estefania’ nın kafasına bir kaya düştü de bir anda aydınlanıverdi… Belki de o yüzden artık kaybedebileceği bagajlar için oturup üç gün ağlamıyor gibi pozlar veriyor. Belki de o yüzden dünyanın en temiz ve spiritüel kızı pozlarında ve belki de gerçekten o otel rooflarında geçirdiği partilerden illallah etti.

Gözümle görmemiş olsam ulan kız nasıl güzel hayat yaşıyor diyeceğim ama yaptığı her boku biliyorum. Boşuna yalan söyleme Estefania.

estefania.png

Estefania poz keserken gerçek bir gezgin arkadaşım Anja, elden düşme kıyafetlerle ve beş sene evvel aldığı crocslarıyla (ne alay ederdik yarabbim) dünya turu gerçekleştirdi. Ama onun fotoğrafları bir Estefania kadar etmedi… Çünkü insanlara akıl vermiyordu, inspirational mesaj falan vermiyordu. Filtre kullanmıyordu, arkadaşlarıyla gülerek fotoğraf çekiliyordu götünü kameraya çıkararak değil… Ben buna bağlıyorum o kadar instagram bebesi olmamasını…

Soxam bele yaşayışa…