Fantastik Özgürlükler

Bİrkaç gün önce kafama dank etti. Resmen bir aydınlanma yaşadım. Her memleketin kadınının farklı bir özgürlük anlayışı var ve bunu bilen şirketler sürekli olarak bunları kullanarak ürün satmayı hedefliyor!

giphy

Medium yazısı gibi oldu lan, dur bir de öyle yazayım koyayım tutar belki asljdsldşfgf.

Şimdi, Türk kızına “Özgürlük ne” diye sorsan “istediğimi yapabilmek, istediğim okulda okuyabilmek, istediğimle gezebilmek, istediğimi giyebilmek ve elalem ne der diye düşünmeden rahatça yaşamak” der. Bakınız bütün kadın temalı reklamlara hep aynı bok. Elidor tutar “Elalem” temalı reklam yapar, Orkid tutar “kızlar neleri becerir” konulu reklam çeker… Dizilere bak, ailesine rest çeken ablalar, istediği işe hop diye konanlar, ailesinin manipülasyonlarından etkilenenler… Hepsinde ama hepsinde aynı tema. İstediğimi yaparım kimse de bir bok diyemez teması.

Ama Evropalı kızlar öyle mi? Değil. Onlar zaten istediklerini yapıyorlar, o yüzden özgürlük anlayışları bizimkinden farklı. Avrupai kızların yegane özgürlük anlayışı (son bilmem kaç senedir) “tek başına dünyayı gezmek, otostop çekerek dolaşmak, kendini bulmak, tek başına dünyayı keşfetmek”. Bize sorsan bu özgürlük değil düpedüz manyaklık. Gel beni öldür demenin süslüsü.

Erab kızlarının düşüncesi de “bana ait bir yer” dir mutlaka. O yüzden memleketteki tüm Erab seviciler kendilerine ait bir alan isterler ve o kafalarındaki kendilerine ait alan gasp edilince de bık bık öterler.

DhwHHIMW0AAoGLc.jpg

Ayrıca Arap kızlarının kendilerine özel bir mekan arayışı aslında onların söylediklerinden ve paylaştıkları olaylardan edindiğim bir izlenim. Biraz daha Virginia Woolf gibi takılıyorlar o konuda.

Amarikalı kızların özgürlük düşüncesi ne dersiniz? “İstediğim arkadaşlıklara sahip olmak”. O da ne la, diyebilirsiniz. Anlatayım efem…

Amerikalı kadınların arkadaşlıkları çok nadir ve oldukça garip. Çünkü iki kadının bir arada olduğu her ortamda bir dallama olaya müdahale edip kendine göre insanların muhabbetlerini şekillendirmede herhangi bir beis görmüyor. Valla ben de ne yaşadımsa orada bazı hadsiz adamların yerli yersiz her olayımıza dahil olması yüzünden mahvolan planlarımız ile yaşadım. Kısa bir örnek: İtalyan arkadaş ile bir gece “hadi lan kafamıza göre gezelim goy goy yapalım” dedik. Tam bu muhabbetin üstüne Kolombiyalı arkadaş geldi ve o da gelmek istediğini fısıldadı. Evet efendim, fısıldadı. “Tamam ama kimseye gözükmeden çıkalım yoksa peşimize takılırlar” dedi sessizce. Biz anlamadık ama çıktık sessizce, hiçbir şey yokmuş gibi. Ama enselendik dostum, lanet olasıca adamlar bizi çok uzaklaşmadan yakaladı. Sonrasında “Sizle gelsek olur mu” da yok üstelik amk direkt bütün planları yaptılar “o bar dolu şuraya gideceğiz” dediler ve gideceğimiz yeri değiştiler ve de sonuç olarak bütün geceyi mahvettiler. Biz yurda döndük üçümüzün de suratı asık… Kolombiyalı diyor “ben demiştim” diye.

Amına koduğumun yurdunda 11 ay kaldım sadece 1 ay güzel geçti o da İspanyol kızlar, yurttaki oğlanları planlarımızdan uzak tutabildiği içindi… Onların geldiği vakit arkadaş çevresi büyüdü, dehşet eğlendik, güldük. Ve oğlanlar hep bir kavga çıkarmaya çalıştı, hep aramızı bozmaya çalıştılar.

İki kadın bir masada oturup muhabbet ediyorken hiç davet beklemeden gelip masamıza çat diye oturur ve muhabbeti istedikleri gibi değiştirirlerdi. Sizin konuşmanızı umursamayarak. Ama aynısını sen onlara yapınca “burada özel bir şey konuşuyoruz” diye sana ters çıkarlardı.

Ha bir de sıkıyorsa Koreli kızların masasına izinsiz otursalardı. Ağızlarına sıçardı o kızlar, olamazdı öyle bir şey onlar için.

Bak son dönem Amarikan filmlerine. Kadınlar bir şeyler yapıyor. Herhangi bir şey. Sofia Coppola adam doğratıyor mesela asldksjdfgdfgh… Ama kadınlar hep bir aradalar. Bunlardan rahatsız oluyor insanlar. Yok orijinal değil, yok niye kadın karakter yok bık bık… İnsanlar bunu görmek istediği için olabilir mi sayın amınakoduğum? Başlarında erkek olmadan arkadaşlık kurmak istedikleri için, bu durumun hayalini kurdukları için mesela… İnsanlar bunu pazarlıyor bir süredir, sebebi de böyle bir talep olması.

O yüzden Amarika’ da herkes Jennifer Lawrence ile arkadaş olma hayali kuruyor, Taylor Swift’ in arkadaşlarına “Squad Goals” diye heyran heyran bakıyor, ayıla bayıla Sex and the City izliyor. O yüzden Amerika kıtasındaki kadınların korkusu Gilead gibi bir yer. O yüzden Amarikalılar Sorority olayına çok düşkün. O yüzden Bechdel testi görmek istiyorlar her yerde. Yüzlerce örnek sayabilirim.

Bu kadar, şimdi gidebilirsiniz asdlfskfhfgj.

Estefania’ nın Yalanları

Bir kız var, Amerika’ dan tanıdığım. Bu kız benim oda arkadaşımdı. Kız hemen dibinde duran çöpü çıkarmaz, temizlik kurallarına uymazdı.

Sadece o mu, hiç açık hava aktivitesine de katılmazdı. Bir kere bile bizimle sahile gittiğini görmedim. Ama bir kere bile kendi başına veya arkadaşlarıyla birlikte gittiğini de görmedim.

Estefania’ nın eğlence anlayışı otel rooflarında elinde pahalı içkisi ve üstünde bir takım tasarım kıyafetlerle salınmaktı. O kıyafetlere ne üzülmüştü THY bagajı kaybetti diye. THY bagajı kaybederse 10 bin dolar ceza ödemek zorundaydı o vakitler, “hadi yine iyisin” demiştim ona fakir aklımla. O da bana oldukça soğuk bir suratla “benim kıyafetlerim on binden fazla eder” demişti.

Kimseyle konuşmaz, herkese tepeden bakar, hiçbir etkinliğe gelmez, hiçbir şey yapmaz. Tek yaptığı ağır makyajlar yapıp partilere gitmek.

Ha o makyajın döküntüsünü de hiç temizlemezdi ve ortalığı bok götürürdü.

Kısacası Estefania’ nın bulunduğu her ortam çürük kokardı.

Sonradan sonradan Estefania bir instagram sayfası cozutması yaşadı. Galiba para verdi ilk olarak bir anda binlerce takipçisi oldu. Sonra da o sayfada sürekli olarak seyahat fotoları paylaşmaya ve insanlara “inspirational” mesajlar vermeye başladı. Bizim kokaç Estefania, tutup doğanın kokusu, temiz ortamlar, spiritüel yolculuklar falan paylaşıyor.

Niye bu kadar yalan söylüyor acaba? O seyahatlere çıkabilmek için gerekli sponsorluklar adına bir imaj yaratması için mi? Yoksa belki de Estefania’ nın kafasına bir kaya düştü de bir anda aydınlanıverdi… Belki de o yüzden artık kaybedebileceği bagajlar için oturup üç gün ağlamıyor gibi pozlar veriyor. Belki de o yüzden dünyanın en temiz ve spiritüel kızı pozlarında ve belki de gerçekten o otel rooflarında geçirdiği partilerden illallah etti.

Gözümle görmemiş olsam ulan kız nasıl güzel hayat yaşıyor diyeceğim ama yaptığı her boku biliyorum. Boşuna yalan söyleme Estefania.

estefania.png

Estefania poz keserken gerçek bir gezgin arkadaşım Anja, elden düşme kıyafetlerle ve beş sene evvel aldığı crocslarıyla (ne alay ederdik yarabbim) dünya turu gerçekleştirdi. Ama onun fotoğrafları bir Estefania kadar etmedi… Çünkü insanlara akıl vermiyordu, inspirational mesaj falan vermiyordu. Filtre kullanmıyordu, arkadaşlarıyla gülerek fotoğraf çekiliyordu götünü kameraya çıkararak değil… Ben buna bağlıyorum o kadar instagram bebesi olmamasını…

Soxam bele yaşayışa…

Favori Youtube Kanalları

Daha önceden buna benzer bir yazı yazmıştım sanırım ama adını tam olarak hatırlayamadım. Ve ne yalan söyleyeyim oturup da geçmişe gitmeye, tek tek başlıklara bakmaya üşendim. Ne gerek var asdfkldfgdfgh.

Bu aralar sıklıkla takip ettiğim bazı youtube kanallarını paylaşayım istedim. Olur da izleyecek bir şey bulamıyorsanız bunlar tam size göre olabilir.

1. Shane

Shane Dawson hakkı çok yenmiş bir youtuber, kim ne derse desin. Ne Jenna Marbles ne Pewdiepie, hiçbiri bir Shane etmez. İçerik konusunda da insanlık konusunda da.

Geçtiğimiz aylarda kendisini sevmeyen bir başka youtuber ile bir araya gelip sebebini sormuş ve onunla arkadaş olmaya çalışmıştı. Tüm bunların sonunda oğlanın fikrini değiştirmiş ve kendisine bir arkadaş kazanmıştı. Shane’ in son zamanlardaki düsturu da bu zaten. İnsan kazanmak. Buyrunuz izleyiniz efem…

2. Pop Culture Detective

Bu adam bir harika. Öylesine güzel analizleri var ki, film kültürü o kadar kuvvetli ki aklınız durur. Az video yükler, ama yüklediğinde en az üç gün yüklediği video ile alakalı düşünürsünüz. Maskülenlik ile alakalı videoları bir numaradır.

3. Screen Prism

Bir başka analiz kanalı. Bu ablalar da güzel analizlere sahip. Her ne kadar %100 tutarlı analizleri olmasa da Pop Culture Detective gibi. Bu ablalar daha popüler işlerin analizlerini yapıyorlar ve daha sık video koyuyorlar. Özellikle Game Of Thrones ile alakalı analizlerinin hastasıyım.

4. Casually Explained

Daha önceden yazdığım o listeye eklemiş miydim hatırlayamıyorum ama Casually Explained çok güzel bir kanal. Eğlenceli, basit, hayvan gibi güldürme kapasiteli. Mutlaka bakmalısınız.

5. Nathan Zed

Youtube’ un gözde çocuğu Nathan, kazandığı her kuruş helal. Çok başarılı bir içerik üreticisi, aynı zamanda harika merchandising satışı var. O kadar klas bir şekilde merch satıyor ki aklınız durur. Benim bile alasım gelmişti ama ben alana kadar tükenmişti bile. Nathan’ ın geleceği çok parlak, eğer youtube onu harcamaz ise. Bu sene Vidcon’ da desteklenen içerik üreticilerinden bir tanesiydi.

 

Siz bunları izleyedurun, bakalım başka neler keşfedeceğiz yakında.

Emily Nasıl Kurtulur?

Son zamanlardaki takıntımı söyleyeyim: The Handmaid’s Tale. Her bir bölümü tekrar tekrar izlenesi dizisinin yanında her bir sayfası tekrar tekrar okunası bir roman aslında. Nasıl bir insansın sen Margaret? İnsan mısın sen demek daha doğru gerçi.

elisabeth-moss-margaret-atwood-handmaids-tale-hulu-930x419

Lizzy ve Margy Bargy

The Handmaid’s Tale veya Türkçe’ deki adıyla Damızlık Kızın Öyküsü çok geç keşfettiğim bir kitap oldu. Ve bunun için gerçekten üzülüyorum. Sadece kitabı geçtim, dizisi için de aynı şeyi söyleyebilirim. Bakın normalde bir film veya dizi izlemediğim için, geç kaldığım için üzülmem. Ama buna üzüldüm arkadaş. Kitapta June veya yeni adıyla Offred adlı bir ana karakter var ve onun anlatımıyla Gilead adlı bir ülkede kadınların yaşadığı baskıları okuyoruz. Ve dizide Elisabeth Moss, June rolü ile milletle taşak geçiyor.

giphy.gif

Offred/June rolüyle Elisabeth Moss

Ancak dizide bir başka karakter daha var, kitapta sonu kötü biten. O da Emily adlı bir hatun kişisi. Kitapta adı sadece Ofglen olarak geçiyor, Mayday’i Offred’ e söyleyen ve ortada bir direniş olduğunu bildiren şahıs, kitap sonunda (artık bu spoiler değil amk) yakalanacakken kendini asıyor.

handmaids-tale-alexis-bledel-elisabeth-moss

Emily/Ofglen/Ofjoseph rolüyle Alexis Bledel

BUNDAN SONRASI AĞIR SPOILER, İZLEMEYEN BIK BIK ÖTMESİN!

Dizide ise Ofglen’ in yani Emily’ nin başına gelmeyen kalmıyor. Emily, bir üniversitede hücresel biyoloji profesörlüğü yapmakta evli mutlu çocuklu bir kadın. Ama yeni yaşam standardına göre böyle bir şey mümkün değil. Karısı var çünkü Emily’ nin. Olaylar patlak verdiğinde karısı çocuğunu da alarak Kanada’ ya gidiyor ama Emily gidemiyor çünkü evlilikleri artık yasal değil ve yasal haklardan faydalanamıyor.

Tutuyorlar damızlık yapıyorlar Emily’ yi. Çocuğu gitmiş, karısı gitmiş. “En azından onlar güvende” diye düşünüyor. Sonra bir Martha ile tanışıyor ve onunla yakınlaşıyor. Ve fark ediyorlar durumu. Emily sünnet ediliyor ceza olarak. Sonra Emily kafayı kırıp bir gün bir arabayı alıp güvenlik görevlilerini eziyor. Sonra yallah toplama kampına. Orada zehir temizliyor bir süre. Zehirden etkileniyor tabii ve ölümü kabullenmiş bir halde.

359c9c7f-5873-49c1-adfe-393fd35c1f87-tht_202_gk_1662rt.jpg

Ölüme gönderilen kadınlar

Sonra yerine gelen yeni Ofglen bir gün sikerim belanızı deyip bir bomba patlatıyor. Bir sürü adam pert. Tabii bir sürü damızlık kız da. Bu sefer toplama kamplarında hala çocuk doğurabilenleri geri topluyorlar. Emily’ nin çilesi… Onları iyileştirip yeni ailelere gönderiyorlar.

Emily nereye gidiyor peki? O ülkeyi o hale getiren, ülkenin ekonomisinin bel kemiğini sömürgeler üzerinden oluşturan ve hayatı herkese zindan eden bir adamın evine. Daha eve adımını atmadan öğreniyor herifin ne boklar yediğini. Eve girince daha bir şok Emily. Çünkü herkese boktan bir hayatı reva gören adamın evine Gilead hiç uğramamış gibi. Her yerde sanat eserleri, kitaplar, ağzı bozuk rahat kadınlar, Gilead’ da yasak olan ne varsa. Emiliboy şok… Üstüne bir de aynı herifin o toplama kamplarını yaratan adam olduğunu öğreniyor.

Sizce bu durumda Emily ne yapar?

-Sikerim belanızı diye adamı öldürür.

-Sikerim belanızı diye hem adamı hem evdekileri öldürür, üstüne evi yakar, geçer karşısına bir sigara içer.

Başka kurtuluşu yok Emily’ nin. Var ise o da adamın aslında yaptığını düzeltmek için uğraşan ve evine bundan yara almış akıllı insanları toplayarak bir ekip kuran bir adam olması ile alakalı ki bu da Emily’ nin kurtuluşunun bir adamın iki dudağı arasında olduğu gerçeğini ve baştan kaybetmiş olduğunu gösterir sadece.

Kısacası Emily kendi başına kurtulamaz. June da öyle.

Her ne kadar June “baş karakter” olsa da, Emily onun yanında çok daha derin bir karakter gibi kalıyor benim gözümde. June yeri geldiğinde işbirliğinden kaçınmıyor, Emily mezarlarına tükürüyor. Bebeyim ❤

Tabii şimdilik bu mezarlara tükürme meselesi. Belki de gerekli şartlar Emily için oluşmadığından bir başkasından bir şey talep edemiyordur June gibi. Belki de talep edebileceği noktada o da işbirliği yapacak, kim bilir.

giphy (1).gif

Ama hiçbiri şu karının şansına sahip değil amk…

Hiçbiri kurtulmasa bile kesin Janine kurtulur… Öyle bir bal. Bir gün de onu anlatayım.

Ayın 5 Şarkısı

Geçtiğimiz ay çok şey dinledim yalan yok. Ama nedense şöyle bir durum var kafamda: Aynı şeyleri tekrar tekrar dinlemek ve yeni şeylere geçememek.

O yüzden mesela geçen ay ne dinlediysem bu ay da çok sık dinledim. Veya hiç de hazzetmediğim bazı şarkıları tekrar tekrar dinledim.

Sonuç olarak elimde bir liste var ve buna şükrediyorum. O kadar garip bir ruh halindeyim çünkü.

 

  1. True Moon – Sugar

En sevdiğim şarkılar arasına ilk beşten girer. O derece mükemmel bir şey. Geçtiğimiz aylarda da bir kere dinlemiş ama o zaman daha adını hatırlayamadan kaybetmiştim. Bu ay Spotify tanrıları bana iyi davrandı ve tekrar karşıma çıkardı.

2. Escondido – Footprints

Tam bir yaz şarkısı değil de nedir?

3. Black English – Leave the Door Wide Open

Yüz yıl sonra dinlediğinizde Dilara paylaşmış diyeceğiniz şarkılar listesine girer…

4. 3 – The End Has Begun

İşte sevmeyip de ısrarla dinlediğim şarkı.

5. BOOTS – I Run Roulette

Çok dinledim ama aslında çok sevdiğimi henüz söyleyemem.

 

Bu ay ekstra olarak Rag’n’bone Man şarkıları dinledim bol bol. Özellikle geçen ay paylaştığım Hard Came The Rain hala dinlemeden duramadığım bir şarkı. Bu adam nasıl gidip Human gibi bir şarkı ile ünlü olmuş yahu?

Bu kadar efem…