Ondan Bundan Vol.4

*Bundan en geç yirmi yıl içinde Amerika ile ilgili bir konuda bir makale falan okurken ya da bir belgesel izlerken ya da birinin bir konuşmasını dinlerken Hollywood filmlerinden referans vermemek imkansız olacak. Adamlar tarihlerini filmlerle birlikte anıyorlar. Andırıyorlar. En azından görüş farklılıklarını anlatırken bile filmlerden örnek veriyorlar. Bana niyeyse garip geliyor.

*Mobbing denen cereme her neyse, kim çekiyorsa kolay gelsin. Çok enteresan bir şey. İnsanın hazırlıklı olması gerek bu şeylere. Pek enteresan. Şimdi mobbing falan dedim ya kendimi çakma internet fenomeni gibi hissettim. Bir “Mustafa Sandal – Gidenlerden” paylaşmam eksik..

*Ömrümde ilk defa Acunun bir programını, Survivor’ı izleyeyim dedim. Çok geriliyorum la onlar yarışırken. Bir de gönüllülere çok üzülüyorum, tarifi mümkün değil.. Böyle topluyorlar kendilerini falan ama Acun oyunu ünlülere veriyor anlamadım gitti.. En çok da Hilmicem’e üzülüyorum. Yazık la bebeye, başında bir Duygu belası var, karşıda Cengiz çiğ çiğ yiyor genelde bunları.. Murat desen kofti delikanlı, tek yapabildiği beyin s*kmek..

Oh bu muhabbeti de aradan çıkardım, rahatladım.

İçimde kalan iğrenç başka bir konu var mı bakayım..

Ha evet.

*The Great Gatsby’nin yeni filmini beğenmeyeni s*ksinler.. Bence kitabı kadar sıkıcı olmaması bile büyük başarı. Jeyzinin yapımcı olması, taşak müzikler bile bozamamış filmi. Oyunculuk almış götürmüş..

Ne küfrettim yarebbii…

*Son olarak da bir gün cesaretimi toplayıp mp3 listemde en çok dinlediğim şarkıları listeleyeceğim. Lastfm en çok dinlediğim şarkıya hala God Hates A Coward dese de (herhalde o şarkıyı en son 2009’da dinlemiştim) gerçek öyle değil. Mp3 çalarım lastfm desteklemediğinden, hatta tablette bile skroplamıyorken ortalık epey değişti. Arada yüzüme tükürebileceğiniz şarkılar da var.

Uzun zamandır şarkı listesi koymak istiyordum, en azından bu sefer kesin olarak adını koydum.

Listeyle görüşürüz o zaman.

Telefon Gençliği

Çok televizyon izleyen birisi olarak reklamlara çok taktığımın farkındayım. Çünkü başka işim yok. Ya da bir işimin olması bu reklamlara laf sokmayacağım anlamına gelmiyor.

Tüm bu cep telefonu hatlarının gençlikle kafayı bozmuş olması, tüm o yavşaklıklar… nahlet gelsin diyorum başka bir şey diyemiyorum.

Neyin kafasındasınız siz amk? Biri çıkmış “elinde bir şey olmasa da özgürlüğün var, gençliğin var” falan diyor. Bu gerizekalı hiç genç olmamış belli. Cebinde paran olmadan evinden on adım atamazsın genç genç.. Anan baban izin vermeden burnunu bi santim bile oynatamazsın, neyin özgürlüğünden bahsediyorsun. Üç kuruşluk kontör yüklemek için bile annene babana muhtaçken neyin özgürlüğüymüş bu? Hangi dünyada yaşıyorsun acaba çok merak ettim. O parasal özgürlüğünü kazanana kadar da gençlik mençlik kalıyor mu, siz söyleyin para kazananlar. Parasal özgürlüğü geçtim kendi anasına babasına resti çekip buraya gidiyorum şunu yapıyorum diyebiliyor mu bu insanlar önce bi ona bakın. Askere özgür olmaya giden var amk bu ülkede. Anasının babasının dırdırından kaçmak için askerlik yapan var.

Bir diğeri de tutturmuş 3 tane isim koymuş “aralarından birini sen seç senin temsilcin olsun” diyor. Kim ulan onlar? Neyin temsilcisi? Gökten getir üç kişi koy milletin karşısına, sonra para sömürmek için mesajla seçim hakkı ver. Türk genci yer mi amk? Sana atacağı mesajı gider kardosuna atar..

Öbürünün olayı ne bilmiyorum. Bir fasülyedir gidiyordu.. Sonrasını hatırlamıyorum.

Sözüm size reklamcılar. Bu kadar mı andavalsınız, derdiniz nedir dostum? Gençlik heeyoo abidik gubidik diye reklam çekme anlayışınızın sebebi nedir? Arpanız mı az geliyor nedir? Ben anlamayabilirim reklamcılıktan, felsefesinden, yönteminden. Ama tüm bunların bok gibi reklamlar olduğunu söyleyebiliyorum.

Film Çelıncı 30. Gün

Çelıncımın son filmi uzun bir süre nahlet gelmesi yüzünden izleyemediğim Sinister idi. Filmi izleyene kadar anam ağladı. Bir kere 30’unda dışarı çıktık, hayvan gibi ikram shotlar beni benden aldı o yüzden izleyemedim. İlk izlemek istediğim zaman virüs çıkmıştı, daha sonra codec uyumsuz diye sessiz bir şey çıktı. Normal bilgisayarda izleyeyim dedim, bilgisayar 5 saat güncellemeye aldı kendini. Daha sonra farenin pili bitti iki saat pil aradım. Tam başladım izleyeceğim dedim, abim geldi kafa bin beşyüz, iki saat o muhabbeti çektim. (Sorun değil broda gene çekerim o muhabbeti de filmi izleyemeyişimi açıklıyorum sadece). Folloş oldu film. Halbuki en merak ettiğim filmlerden biriydi. Adı gibi nahlet bir filmmiş..

Öyle ahım şahım değildi, çok beğenmedim. Çok klişe şeyler vardı: iyi bir hikaye yakalamak isteyen yazar, uzun saçlı erkek çocuk, garip ufak kız, eşine inanmayan her dediğine gülüp geçen ve sonunda ölen eş.. Bi sktir git ya. Valla bak alınmam.

En sevdiğim karakter Bughuul idi. Adam iyi kurmuş tezgahı..

En sevdiğim dialog gerizekalı polis ile yazar arasında geçen bir muhabbetti. “60larda olmuş vıdı vıdı bıdı bıdı” “1960larda mı?” Yazarın surat ifadesi paha biçilmez bu soruya. “Herıld yani”..

En sevdiğim sahne de o meşhur ağaçlı sahne.

Size önceden söylediğim gibi filmlere kendi çapımda puanlar verdim. Kısa yorumlar da bütün bir ayı özetler diye umuyorum. Bu kadar çok okunmasına o kadar mutlu oldum ki anlatamam. Gerçekten, okuyan herkese teşekkürler. Film dünyası hakkında en ufak fikri olmayan basit bir insanın çelıncını okudunuz ya hakkınız ödenmez.

American Mary = En merak ettiğim ama biraz hayal kırıklığına uğradığım bir filmdi. 6/10

Tinker Tailor Soldier Spy = Bu da merak ettiğim ama daha fazla hayal kırıklığına uğradığım bir filmdi. 5/10

The Big Sleep = Kitaplarına hayran kaldığım ama kendisini o kadar da beğenmediğim bir filmdi. 5/10

Frankenweenie =Bariz beğenmediğim bir filmdi. 4/10

Looper = Beni en çok şaşırtan, en beğendiğim filmlerden birisiydi. 8/10

The Lion In The Winter = En kısa zamanda ilk versiyonunu izlemeliyim dedirten, müthiş oyunculukların götürdüğü filmdi. 7/10

Lawless = Uyuyakaldığım filmdi. ?/10

Trouble With The Curve = Klasik Amerikan filmiydi. 6/10

The House Bunny = Dehşet ötesi bir Anna Faris komedisiydi. Kesinlikle en çok tavsiye ettiklerimden biri. 8/10

Casa De Mi Padre = Pembe dizi kıvamında sıradan bir filmdi. 5/10

Man Som Hatar Kvinnor = Kesinlikle çok daha iyi bir ejderha dövmeli kızdı. 7/10

Hotel Transylvania = Bütün bir ay içinde en beğendiğim filmlerden bir öteki. 9/10

Moon = Kesinlikle izlenmiş olması gereken filmlerden birisi. 9/10

Stand By Me = Kimseye “izlemedim onu ben” dememeniz gereken bir klasik. 8/10

Sinister = Eh meh korku filmi. 5/10

Valhalla Rising = Ağır bir filmdi. Epey güzeldi. 8/10

The Sessions = Ne gereksiz işler bunlar dedirtti. 1/10

Dredd = Boş bir vakitte izlenecek bir aksiyon idi. 6/10

Paranorman = Enteresandı, boş bir animasyon değildi kesinlikle. 7/10

True Grit = Atlı matlı klasik film işte. 6/10

Kramer vs. Kramer = Kesin izlemiş olmanız gereken bir başka film. 8/10

Un Propethe = Sıkıcı fransız filmlerinden hoşlananların kaçırmaması gereken bir filmdi. 6/10

Wreck-It-Ralph = Daha iyi olabilirdi. 5/10

An American Crime =Allah belayı vere dedirtti. 4/10

Vertigo = İzlenmesi gereken bir başka klasik daha. 6/10

Killing Them Softly = Çok sıkıcı, habire çene çene çene olan bir film. 4/10

Snow Angels =Bu daha da sıkıcı bir klişe film idi. 3/10

The Road =Etkileyici sahneleri olsa da bir noktadan sonra bayan bir filmdi. 5/10

Angels Share = Açık ara farkla izlediğim en güzel filmdi. 10/10

Rise of the Guardians = Boş bir anime film idi. 5/10

Bunun da özetini yapacak olursam izleyin diye üstüne basa basa ısrar edeceğim filmler:

Looper
Angels’ Share
House Bunny
Kramer vs. Kramer
Hotel Transylvania
Moon

Geri kalanını izlemezseniz de olur. Ağır film sevenlere Un Propethe ve Valhalla Rising’i de tavsiye ederim.

“Filmler hakkında yaz” diye ısrar eden Sultan’a teşekkür ederim. Tüm yapıcı yorumlarınız için de ayrıca teşekkür ederim.