Apartuman Olayları

Bir süredir iskan konuları hakkında sıkıntılar yaşamaktayız. Hayır, düşündüğünüz gibi değil, evsiz kalmadık… Henüz… Ancak bazı şeyler kafama yatmadığı için sürekli olarak bir anksiyete halindeyim.

Yaşadığımız ev 30 yaşında kendi yağında kavrulan bir tercümanın oturabileceği bir ev değil. Ben tek başıma olsam, kafama göre bir göz oda bir evde, kendime göre bir hayat kurarım. Bu kadar da sıkıntı çekmem. Ancak göz önünde bulundurulması gereken bir anne ve bir ağabey var. Ha bir de kedi… Babam evden ayrıldıktan sonra bütün masraflar üstümüze yığıldı ve bu durum bir süre devam etti. Bir süre boyunca maddi açıdan tekrar bir denge yakalamak için çok uğraştım. Hane içinde bir dengesizlik var maddiyat açısından ancak buna rağmen yaşadığımız evden olmak istemedim. Benim için önemli olan sahip olduğumuz koşulları korumaktı. Hemen daha kötüsüne sarılmamalıydık. Elimizdekini sürdürmeliydik vesaire…

Her neyse durum böyleyken böyle, bir süredir bu evde kalabilmek için çaba gösteriyorduk. Ve geçtiğimiz aydan itibaren biraz rahatlamaya başlamıştım. Sadece evin giderlerine değil, kendi cebime kalacak bir para koyabilmiştim kenara. Kendim için alışveriş yapabilmiştim, çok büyük olaydı benim için. Ve hatta bunun verdiği rahatlıkla tekrar bloga girmeye başladım. Çünkü sıkıntılar hafiflemişti benim için.

Derken…

Şu espriyi yapınca bana kızıyorsunuz ama hiç bu kadar doğru olmamıştı bu laf.

Bizim apartman hakkında kaç tane yazı yazdım hatırlamıyorum. Ancak çok fazla orospu çocuğu var bu apartmanda. Evet, yeri güzel. Evet odalar geniş, ferah, evet manzarası harika… Ama apartman içinde ibnelikten ibnelik beğenen, her köşede bir pislik çıkaran bir güruh insan ile birlikte yaşamaktayız.

Gürültüleri, tuvallette sigara içip apartman boşluğuna atarak bütün apartmanı kokutan ergenleri, pislik yöneticisi, iğrenç kapıcısı falan derken… Yeni bir belamız daha oldu. Ve beni bir kere daha kararsız bıraktı.

Gerçekten bu evde yaşamamız gerekiyor mu?

Apartman aidatı 390 TL. Sıcak su masrafı ile birlikte 440 lira gibi bir şeyi buluyor. Kış aylarında çift aidat ödüyoruz. Ocak, Şubat ve Mart benim için boktan geçen aylar zira aidat direkt olarak benden çıkıyor. İlk önce bu pezevenkler para yetmiyor diye Nisan ayını da bu mübarek aylara dahil ettiler. Yetmedi, geçtiğimiz hafta sonu aidatı 630 liraya çıkarmışlar.

390′ dan 630′ a… Ulan o nasıl bir zamdır? Terbiyesiz herifler…

Benim anlamadığım o kadar cimri, pislik, huysuz insan var… Onlar nasıl kabul etmiş bu artışı?!

1650 tl kira ve üstüne 630 tl aidat. Ek aidat da aynı… Yani önümüzdeki ay mesela benim gidip 2.960 gibi bir para ödemem gerek sadece ev için (sıcak su dahil). Ebesinin amı amk… Yazarken fakirleştim…

İnsan sinirleniyor “o paraya gider ev alırım” diyor. Ama tabii ev alamam çünkü kimse bu konuda bana destek olmaz.

İki seçenek var. Ya evdekilerle çok planlı bir şekilde hareket ederek ev satın almak için harekete geçeceğiz ve yine istemediğim bir evde yaşamak için binlerce lira para bayılacağım. Ya da evdekilerle çok planlı bir şekilde hareket ederek başka bir eve kiraya çıkacağız ve yine istemediğim bir evde yaşamak için binlerce lira para bayılacağım.

Bana bir tercih sunar mısınız? Çok kararsız kaldım da amk…

Ondan Bundan Vol. 21

Madem uzun zamandır yazmıyordum o zaman şarkılar haricinde ilk yazı ondan bundan olsun dedim. Malumunuz durum değerlendirmesi, özetler falan, pek severim ben bu yazıları. Toplaşın size son zamanlarda nelerle meşgul olduğumu anlatacağım.

  • Hani şu ara ara bahsettiğim “anonim olarak başlattığım yutub kanalı” mevzusu var ya. Hah işte onda 85 bin abonem var şimdi. Son zamanlarda epey iyi bir artış gösterdi. Geliri de gayet iyi bir biçimde arttı. Bu işle uğraşanlar bilir, kasım ve aralık aylarında gelir epey bir yükselir. O süreçte iyi bir ivme yakaladım. Hedefim yüz bin. Daha sonra neler olacağını göreceğiz ellağam. Ciddiyeti sona kadar saklayamadım asdffd.
  • Yutub haricinde gün içinde ilgilenmem gereken iki farklı iş daha var. Bir tanesi ile alakalı da bir şeylerden bahsetmiştim. Neredeyse bir buçuk senedir devam eden bir uygulama içerik işi… Bir diyorum ki orada bahsi geçen absürtlükleri anlatayım, sonra diyorum ki yok gizililiğe güvenip yazıyorlar öyle şeyleri… Size sahnede Orhan Ölmez’ in kendisine baktığını görüp de “şimdi biz neyiz” diye soran ablanın ve türevlerinin neler dediğini anlatamamak hayatımda başıma gelen en büyük zalimlik aq. Ben ki acayiplikleri, absürtlükleri anlatmayı seven bir garip insanım. Bir buçuk yıldır ne gariplikler gördüm ama anlatamıyorum! AAAAAAAAAHHHHHHHHHHHHHHH!

Bu işler haricinde bahsetmem gereken, araya girmesi gereken bir şey var. O da hayattan bezmişliğim. Bir sene içerisinde beş yıl yaşlandım aq. O kadar mantık dışı, sinir bozucu, gereksiz mevzular içerisindeyim ki, bazen diyorum “şükredin ki adam öldürmüyorum” diye. Mantık ve refah seviyesinde düşüklüğe gelin… Neyse devam edelim efem…

  • Süslü Sözlük’ te kıdemli oldum! Süslü Sözlük en sevdiğim vakit öldürme sitesi. Allahım yok böyle bir şey! Bir ara ekşi sözlük trollerinin saldırısı altındaydı. Ayrıca onlar hariç sitede trollük yapmayı onur, gurur meselesi olarak gören ve buna çaba gösteren insanlar var. Sitenin yönetimi (belki de her sözlük gibi) kötü, umursamaz… Ama bütün bu negatifliklere rağmen çok keyifli bir yer olabiliyor Süslü. Ürün tanıtımları vesaire hadi onları geçtim de soru cevap bomba gibi yer. Ayrıca bu trol arkadaşların yaptığı bir şeyi keşfettim kıdemli olunca. Kıdemli süslü olunca gelen şikayetleri değerlendirebiliyorsun. Çekirdek çitler gibi şikayet değerlendiriyorsun. Keyfi orada. Ama bir de sorumluluğu var. Mesela trol arkadaşlar ortalığı karıştıracak bir mevzuyu ortaya atıyor ya daha sonra sinirlenip cevap yazanları şikayet ediyorlar. Normal yazar arkadaş kimseyi şikayet etmiyor çünkü biz süslü sözlükte ispikçileri, jurnalcileri sevmeyiz. Ama trol kişisi tutup seni şikayet edebilir. Normal süslü yazarı tutup cevap yazıyor insan yerine koyarak. Tabii tepkisini belli ediyor. Trol hemen basıyor şikayeti. Normal yazarlara saldırı buradan başlıyor. İşte kıdemli olarak görevin herkesin anonim olarak soru cevap yazdığı bu platformda kimin trollük peşinde olduğunu görmek. Zor amk. Ama keyifli. Çok önemli bir şey başarmış gibi hissediyorsun.

Kısacası başımı bilgisayardan kaldırmadığım bir süreçteyim. Ha bu arada 2013′ ten beri kullandığım kompüter bozulma aşamasına geçince artık yeni bir bilgisayar almam gerektiğini düşündüm. Ve öğrenim kredimin bitmesini fırsat bilerek gidip kredi çekip yeni bir bilgisayar aldım. Çılgın kararlar, hızlı adımlar… Bebeğim bu ben miyim? Allah-ü Teala borcumda bana yar ve yardımcı olsun aq.

Daha görüşeceğiz bebeyimler.

⭐Ayın 5 Şarkısı⭐

Merhabalar efendim, eski blog düzeniyle tekrar karşınızdayım. Önceki değişiklik çok karanlık geldiği için insanlara okuma adına daha rahat olan bir sayfa ayarlayana kadar eskisine dönmek daha doğru olur gibi geldi. Neyse lafı uzatmadan şarkılara geçmek istiyorum. Efsanevi bir ay oldu Şubat müzikler açısından. Bunu kaçırmamanız gerek! O kadar güzellerdi ki başlığa yıldız koydum.

  1. Editors – Barricades

Ben size bunu nasıl anlatayım? Editors işte yahu açıklamaya gerek var mı?

2. Lera Lynn ft. Shovels & Rope

Ne yalan söyleyeyim efem Lera Lynn dinlemeye çok fırsatım olmamıştı benim. Diziden sonra dinlerim demiştim ancak malumunuz depresyon falan… O yüzden çok gözardı ettim kendisi. Geldi yüzüme tükürdü çok şükür yarabbim.

3. Moddi – Smoke

Hiç sevmem Moddi. Seveni de sevmem. Bana hep 82 doğumlu Kadıköy özentilerini hatırlatıyor. Ve bu şarkıyı bir gün listelerime koyacağımı söyleseler önce kendi yüzüme, sonra da onların yüzüne tükürürdüm. O yüzden yüzüme tükürebilirsiniz sıkıntı yok.

Ne tükürüldü lan yüzüme…

4. Joji – Run

Ekşide birisi şey yazmış George Miller için. “Sanki hiç götüne havai fişek koymamış gibi sanki hiç kusmuklu kek yememiş gibi”… Ben bu lafın üstüne daha ne diyebilirim. Piç adam böyle şarkı mı yapılır?

5. Rafferty – King of Fools

Bu ay dinlediğim bütün şarkılarını ezberledim, bu da dahil. En sona koyuyorum ancak etkisi en az diye değil. Diğerlerinden daha az dinleme fırsatım oldu diye. Ben bunu bir noktada listelerime kalıcı olarak koyarım.

Bol yüze tükürmeli, bol kendini aşağılamalı bir liste oldu ancak çok sevdim yahu şarkıları. Spotify da sürekli bunlara benzer şarkılar çıkarıyor önüme. Sanki lotoyu tutturmuşum gibi bir his.

Bu arada o da olacak inş.

Kendine Gelme ve Birtakım Şarkılar

Kendime Ocak ayına kadar zaman vermiştim, bir şeyleri kafamda oturtmak için. Biraz zaman aldı farkındayım. Hatta 6 gün daha aşmışım bu yazıyı yazmak için. Ama olsun değdi. Son birkaç ayda yaşanan, hatta Ağustos’ tan beri devam eden negatif olayların artık kafama girmesine izin vermiyorum. Ağustos’tan beri aynı şeyleri düşündüğümü de sanmayın, sadece sakin sakin kendi hayatıma bakıyorum bir süredir.

Çok da güzel şeyler gördüğüm söylenemez.

Ama çok hoş şarkılar paylaşmaya geldim. Umarım siz de bu şarkıları en az benim kadar seversiniz. Hadi başlayalım.

  1. Mikky Ekko – Who Are You, Really?

Son zamanlarda en çok dinlediğim şarkı olmuş kendisi. Kesinlikle tavsiye ederim. Eskiden dinlediğimi hatırlıyorum ama Last.fm’ de kaydı çıkmadı her nedense. Nereden dinlediysem tabii…

2. The Crispies – Fake Leather

Ergenler mergenler ama geçen sene çok dinledim bu grubu.

3. Lana Del Rey – Doin’ Time

Lana aşkımı depreştiren şarkısı oldu. Sevmemek imkansız, eminim dinlemişsiniz de tekrar dinleyin istedim.

4. Kula Shaker – Infinite Sun

Kula Shaker dinlemek için bir bahane veya sebep olmamalı diye düşünüyorum, yıl olmuş 2020…

5. Rag’N’Bone Man – Healed

Yavaş yavaş bu adamın bütün şarkılarını ezberlemeye başladım. Tavsiye ederim.

6. Ghost – Kiss The Go-Goat

Çünkü Ghost.

7. In Flames – Cloud Connected

Düşün, In Flames paylaşıyorum, o kadar vahimdi durum.

8. Neil Young – Don’t Let It Bring You Down

Bu da bir anda tekrar karşıma çıkanlardan.

Bu şarkılar son zamanlarda en çok dinlediklerim oldu tabii. Ama bir de mp3 olayım var ki epey bir vakit aldı. 700 küsür şarkıdan 500 küsürlere indim, baya fauna flora değişti yine mp3 çalarımda. Ama daha güzel oldu ne yalan söyleyeyim, dinlemediğim bir sürü şeyi sildim.

Bu can sıkıcı vakitlerde yolunda giden bir şeyler de vardı tabii. Anonim açtığım youtube kanalı giderek büyüyor, iyi paralar kazandırmaya başladı. Bu da beni çok mutlu ediyor. Tabii biraz kaygılanıyorum da, sürekli evrimleşmesi gereken bir yapısı var, aynı kalamıyorsun. Bir noktadan sonra anonimliği bırakıp video çekerek yutubır alemlerine girmem gerekecek. Ancak onun için kafamda belirlediğim abone sayısına henüz gelmedim, Mart’ a kadar vakti var gibi. Belli de olmaz gerçi. Bu aralar büyük sıçrayışları oluyor. Yakında anlatacağım her şeyi.

Geçtiğimiz aylar “çok üzüldüm köşeme çekileyim” gibi geçmedi ama daha çok ne yapmam gerektiğini planlayarak geçti. Sıkıcıydı yalan yok. Ama en azından kendime yeni bir hedef, yeni bir mühlet koydum ki bunun değerini kimseye anlatamam.

Yorgunluk

2 aydır bu sayfaya bile girmemi engelleyecek bir yorgunlukla başa çıkmam gerek her gün. Zihnen, bedenen feci bir yorgunluk içerisindeyim. Bu yorgunluk ve ruh hali, iki yıl önceki… pardon, üç yıl önceki kayıplar sonra yaşananlardan biraz farklı gibi. O zaman daha çok kaygı hakimdi, bu sefer boşvermişlik.

Aslında durumum o kadar kötü değil, hayatım rezalet bir gidişe sahip değil. Bu yazının amacı da hayatımın ne kadar boktan ilerlediğini anlatmak değil. Ancak kendi bloguma bile girememek biraz ters gelmeye başladı. Her şeye vakit bulup buraya vakit bulamamak yani.

Bu sene sona ermeden kendimi toplamam gerekiyor. Her türlü önerilerinize açığım.

Şahit olun.

Ben size burada bir kavga anlatmak durumundayım ancak bu kavganın bir sebebi yok.

Yani “şöyle oldu böyle oldu da sonu buraya vardı”sı yok bu işin. Ortada var olan psikolojik olarak destek görmeyi reddeden manik depresif bir kadın ve estirdiği terörler var.

Bayramdan iki gün önce annemizin “erken kalkıp kahvaltı hazırlamıyorsun” tribi ile mutfağı birbirine katması, her şeyi kırması ve evi terk etmesi üzerine bir kavga var.

Yani burada esas sebebin gerçekten erken kalkıp kahvaltı hazırlamamak olduğunu beş yaşındaki çocuk bile bilir.

Çünkü kahvaltı hazırlamak mevzusu ile alakalı söyleyeceğin bir şey varsa oturur sakince anlatır ve sitemini belli edersin. Evi ortadan ikiye yarıp evden kaçmazsın.

Ancak annemin pek sevdiği akrabaları, kendisinin psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu reddedip doktora gitmesi için herhangi bir talepte bulunmuyor, aksine “siz şöyle yapmışsınız, böyle demişsiniz” diye her seferinde kendisini haklı çıkarıyorlar.

“Biraz kafasını dinlesin” diye ilaçlarını almadan tek başına bir evde bırakıyorlar, takipsiz…

Bu kavgaya sebep de her seferinde değişiyor efendiler. “Annenle güzel vakit geçirmemişsin, annene yan bakmışsın, annene sesini yükseltmişsin, annene para harcatmışsın, evde çok durmuşsun, evden dışarı çıkmıyormuşsun, anneni gezdirmiyormuşsun, anneni üzüyormuşsun”…

Burada bahsi geçen anne, geçirdiği sinir krizleri sonrası ablasını veya kardeşini arayarak durumu olmadığı bir hale sokmakta ve onları bize karşı kışkırtmakta bu durumda. Ama onların da canına minnet. Biz kimiz ki? Sevmiyorlar zaten. Çünkü insan olan bir sorar “yeğenim ne oldu” diye…

Sadece ablalarının lafına bakarak, aylarca kendi parasını çarçur etmesin diye (bilindiği üzere bu hastalar parasal konularda pek bir zayıf) emekle, ilmek ilmek biriktirdiğimiz fonlarını bize danışmadan bozduran ve onun eline nakit olarak veren insanlardan bahsediyoruz. Niye? Ablaları öyle istemiş… Peki.

Bunu buraya yazıyorum, çünkü hiçbir şekilde doktoruna götüremediğimiz veya ilaç almasını sağlayamadığımız manik depresif annemizin bir gün bizi öldürmesinden veya kendi canına kıymasından endişe duyduğumuzu, bunu da sevdiklerine defalarca kez söylediğimizi bilin. Şahit olun.

Şubat 2019′ dan beri devam eden bu çöküşüne bir Allah’ın kulunun da “ulan bu işte bir iş var bu kadın normal değil” demediğini bilin.

Sizden tek ricam budur.

Ayın 5 Şarkısı

Temmuz ayında güzel şeyler dinledim. Özellikle iki şarkı var çok beğendiğim. Dinleyince anlayacaksınız zaten.

  1. Mondo Generator – Autopilot

Bu şarkıyı tekrar önüme koydu Spotify, seneler sonra tekrar tekrar dinlemeye başladım. Mis.

2. Skraeckoedlan – Talisman

O nasıl bir isimdir arkadaş?

3. Blood Command – All I Do Is Maketh Shit Dope

İşte bahsettiğim en güzel iki şarkıdan bir tanesi. O neydi gııız?

Bu kadar az dinlenmesine de hayret ettim açıkçası.

4. Biting Elbows – Toothpick

En güzel ikinci şarkı da bu. Bunun resmen gözden kaçırmışım ben. Tu bana…

5. Easy Giant – Mountain Hart

Aslında 3. ve 4. şarkıyı o kadar çok dinledim ki, bu biraz geride kaldı.

Ama diğerlerini listelere yerleştirdiğime göre bu ay bu şarkıyı biraz daha fazla dinleme şansım olacak.