Görsel Şölen Hastalığı

Epeydir var olan ve var olduğu sürece beni hep rahatsız etmiş bir olay bu görsel şölen hastalığı. Bahsettiğim şey Yeni Gelinlerin Tatlı Telaşı tarzı bir görsel şölen hastalığı değil, ama kesinlikle alakası var. Herkesin herşeye özenmesi ile ortaya çıkıyor sonuçta.

Birinin bir şeye özenmesine karşı değilim. Aksine bir şeye özenmeden yeni bir şeylerin öğrenilmesinin zor olacağını düşünüyorum. Sonuçta başta bir heves gerek.

Ama her şeyin bokunu çıkarmakta birebiriz. Bazı şeylerin önemi nasıl görüldüğü nasıl canlı durduğu falan değil, o işi görüp görmemesi ile alakalıdır ya. Onları da görsel şölene kaybetmeye başladık.

giphy.gif

Eskiden çok sık günlük tutan birisi olarak bir defter bir kalem seçer devam ederdim. Yok süslemeymiş, yok etiketlermiş yok resimlermiş falan pek sarmazdı beni. Arkadaşımla birbirimize yazdığımız mektuplara daha özen gösterirdim ama onunki gibi olmazdı. Ben yazar geçerdim, o feci süslerdi.

Sonra özendim. Gerçekten çok özendim. Dedim ki yeniden günlük tutayım, içine her şeyi koyayım ama daha süslü olsun. Çok sağolsun Youtube’ da bullet journal denilen bir akımın videoları çok fazla. Onları izlemeye başladım. Bir iki tanesi güzel geldi ama sonra…

Makyaj videoları gibi bunu da bok ettiler. Onu onunla karıştırmalar, şu kalemi bu kalemle kullanmalar, kağıdı böyle kesip üstüne şunu yapıştırıp garip şekiller çıkarmak… Ulan bunları yaparken ne kadar zaman harcanıyor acaba? Yazı yazmaya vakit kalıyor mu?

Yer kalmıyor orası kesin.

Sonra baktım her şeyi standarda dökmüşler. Aylık plan, haftalık plan, günlük modun, yapılacaklar listesi (tiskiniyorum), yok şu yok bu… Yahu ne oldu normal yazıya. Sayfa tasarlamalar, mod takipçisi çıkarmalar, beş yüz farklı kalemle yapılan tasarımlar falan derken yazıya yer kalmıyor hiçbirinin defterinde. Hevesi kaçıyor insanın.

Aynı şey moda kanalları için de geçerli. Eskiden işe gitmek için, bir şey yapmak için insanlar kıyafet seçerdi şimdi sırf kıyafet seçmek için güne başlıyorlar.

E seçiyorsun, ya sonrası? Sonra ne bok oluyor sayın amınakoduğum?

giphy (1).gif

Bunların hepsi “a bak iyi yapıyor” diye götünü kaldırdığımız ama bizimle aynı şeyleri yaşamayan ergenlerin yüzünden geliyor. Kendimi suçluyorum bunda ben. Çok yaptım çünkü, hala da yapıyorum. Mesela hayatında işe gitmemiş adam gelmiş sana pastel tonlarda iş kıyafeti seçiyor falan. Dolmuşa hayatında binmemiş adam veya herhangi bir toplu taşımaya, yerden iki milim yüksekte terlikle kombin çıkarıyor.

Hepsinde pratik sıfır. Gitmeyecekleri işe giyiniyorlar, yazmayacakları günlükleri dolduruyorlar, içmeyecekleri smoothie’lerin tariflerini veriyorlar, gereksiz makyajların nasıl yapıldığını ballandıra ballandıra anlatıyorlar.

Ne için?

Music Modernization Act

Amerika’ da telif hakları ile alakalı çalışan tüm avukatlar, sanatçı hakları ile alakalı tüm birlikler, vakıflar vesaire aklınıza ne gelirse son zamanlarda sürekli olarak bu Music Modernisation Act üzerinde bir iyileştirme yapılmasını ve meclislerinden geçerek yasalaşmasını kafaya takmış durumda.

Mart ayından beri bu yeni yasa üzerinde büyük olaylar dönüyor. Ben de anladığım kadarıyla ne olmuş bitmiş anlatmak istedim.

Gerçi ben UCLA’ de Music Business okumuş gibi durmuyormuşum ama…

giphy.gif

Dur liboşların anlayacağı bir karakter ile tepki vereyim.

MMA değişimi müzik lisanslama olayını dijital alanlarda daha da kolaylaştırılması için hazırlanmış bir yasa tasarısı. Olay hakkındaki ilk yasa 1909 yılında yapılmış. Şu bizim bildiğimiz vahşi batı sahnelerini düşünün. Kovboy Saloon’a girer, orada bir piyano vardır falan ya. İşte yasa bir kağıda dökülmüş telifli müziğin o piyanolarda çalınması ile alakalı oluşturulmuş. O derece eski. O yüzden “yenilik isterük” diye geziniyor Amarikalılar.

Hele bir de o yasa çıktıktan sonra radyonun ortaya çıkışı ve radyolarda müzik yayını yapılması ile telif bambaşka sorunlara sebep olmuş. Her neyse orayı geçelim efem.

Diyorlar ki o yasada müzikte katkısı olan herkesin yazılı izni olması gerek, her bir platform için ayrı ayrı o yazılı izinlerin alınması gerek. Bruno Mars’ ın Uptown Funk’ ı mesela 11 kişi tarafından yazılmış. Eğer Spotify bu 11 sanatçıyı bilgilendirmezse şarkının çalınacağına dair ve izinlerine almazsa vay babasının kemiği.

Kaç şarkı kaç platform var tahminen? Büyük karmaşa. Bu yüzden ya çoktan telif sorununu toptan çözdükleri lisanslar alıyorlar (toplu şarkıları içeren) ya da almıyorlar. O yüzden Spotify’ da büyük bir “o şarkı neden yok lan” sıkıntısı var. Diğerleri de öyle keza.

giphy (1).gif

Bir de geçen senelerde Spotify’ ya bir sürü dava açılmıştı royalty’leri sanatçılara eşit dağıtmadığı için. MMA bunu değiştirmek ve herkesin eşit pay almasını sağlayarak bütün sanatçıların dijital platformda bir yer edinmesini sağlamak için hazırlandı deniliyor. Sanatçılara ödenmeyen milyonlarca royalty parası yatıyor kenarda.

Tabii bu sadece daha birinci kısmı olayın. Bazı endüstri adamları buna tamamen karşı çıktılar. “Sanatçılara yarayacak diyorsunuz da bildiğin aradan başka şeyler geçiriyorsun ne ayak” diyorlar. Hele bir Harry Fox Agency var herkesin bildiği. Kimin ne kadar para alacağına dair bilgilere sahip bir şirket. O diyor ki “siz bizim işimizi elimizden alıyorsunuz, yatırımımızı baltalıyorsunuz”. Oysa dediklerine göre devlet HFA gibi şirketlerle anlaşarak olayları kontrol etmelerinde daha fazla güç sahibi olmaları sağlanabilir. Ağlamalarına gerek yok diyen çok fazla.

İkinci kısım da şarkının kaydedildiği stüdyo ve stüdyo çalışanları da bu royaltylerden pay alacak. Artık daha eşitlendi denilebilir müzik anlamında. Tabii bu kısım bizi ne kadar alakadar eder bilemem. Zira bizde “telifini komple bana vir, albüm çıkaram verem sana yüz bin sonra sen yoluna ben yoluma” kanunu var. Hala kafam almıyor.

Bir de unutmayın, müzisyenler ile endüstri adamları arasında hep bir kavga vardır. MMA, iki tarafın da istediği bir şey. O yüzden önemli.

İşte bu yasa Amerika’ da temsilciler meclisinden oy birliği ile geçti. Senatodan da geçerse o zaman ne olacak?

  • Wild Wild West kanunları yenilendi ve bu sayede telifli müziklerin dijital platformda bulunması daha kolay olacak. Bu da kısıtlı arşivlerin genişlemesini ve herkesin istediği şarkıya kolaylıkla ulaşabilmesini sağlayacak.
  • Dijital platformda ufak sanatçıların sesi daha fazla çıkacak. Sanatçılar daha eşit bir ödeme alacaklar.
  • 1972 kabusu biraz hafifleyecek. (Bir 72 öncesi şarkılar bir de 72 sonrası şarkılar olarak telifler ayrılmakta, o ayrı bir konu)
  • Müzikte emeği geçen herkes para alacak.

Gereksiz bilgiler kuşağından bugünlük bu kadar. Ben gidiyorum.

giphy (2).gif

Goygoy Toplantısı

Dönem dönem yaptığım tercümelerin ardından bir darlanma gelir ve “S*kerler böyle işi” diyerek farklı farklı işlere bakarım. Bir nevi hobi bende alskdjfşlgfhf.

Son zamanlarda birileri ile iletişimdeydim. Görüşmek istediler benimle, ben de gittim. İşin %60′ ı çeviri, %40′ ı sosyal medya işleri. Tam olarak neyin çevirisi olduğunu söylemeyeceğim. Ama yapamayacağım hiçbir şey yok işte. Bildiğim mevzu, bir sürü deneyimim var, konu ile alakalı sözleşmeli çalıştığım yerler var, işin nasıl döndüğü hakkında fikrim var yani.

giphy.gif

Tevazu gösteremem o konuda.

Görüşmede 3 kişi vardı. 1′ ini ben bir yerden tanıyorum ama hala çıkaramadım. Bir tane kadın, muhtemelen ofisin çalışmasını sağlayan kişi, bir de esas patron. Patron tam diğer tüm yaşıtları gibi bir liboş havası taşıyor. Bir neslin tavrı, tarzı hiç mi değişmez amk?

Normal bir görüşmede veya bir toplantıda karşıdaki ile çalışacağını düşünüyorsan eğer ona ne sorarsın? İş ile alakalı şeyler. Neler yaptıkları, referansları, deneyimleri hakkında detaylar belki de. Bana ne sordular? Yazıyorum.

  1. Ne tür müzik dinliyorsun?
  2. Ne tür filmler izliyorsun?
  3. Korku filmi seviyor musun?
  4. Jazz seviyor musun?
  5. Şimdiye kadar yaptığın çevirilerden en çok hangisi seni etkiledi? (ASŞLDFJDFLKGHJFGH AMK HALA GÜLÜYORUM LAN)

Ve iş ile alakalı olmayan bir sürü bok püsür. Tüm bu goygoy dönerken tabii iş ile alakalı, sigorta ile alakalı hiçbir mevzu konuşulmuyor. Neyse soracaklarını sordular. Dedim benim de soracaklarım var.

İki soru sorabildim. 3.’sünü sordurtmadılar, “yeter” diye bitirdiler işi. Mesela başka pazarlara açılacaklarmış, o pazarlar neler, neleri hedefliyorlar nereye giriyoruz işe falan hiçbir şey yok. Kaç kişi çalıştırdığını soramadım, kaç tercüman ile çalıştıklarını soramadım, örnek sözleşme soracaktım soramadım, sözleşmelerinde ne gibi talepleri olduğunu hiiiiiiiiiiç soramadım.

giphy (1).gif

Gözümün önüne bu çocuk geldi hep asldfsfg.

Onlar da bana sormadılar böyle şeyleri. En çok hangi çeviri beni etkilediğini sormak ve başkası ile imzaladığım gizlilik sözleşmesini ISRARLA hatırlatmama rağmen o şirket ile alakalı ücret mevzularını sordular ama ne hangi programla tercüme yaptığımı sordular ne de en çok hangi alanlarda tercüme yaptığımı.

E şimdi böyle boktan bir görüşmenin ardından (ki daha bana “Ben bu CV’ de yazan şeyleri senin yaptığına inanmıyorum” çıkışı var ki o daha dillere destan, ama onu onlarla bir kere daha görüşüp yüzlerine söylemem lazım böyle burada söylenecek bir olgunluğa erişmedi o hakaret)  sen böyle bir yer ile çalışabileceğini düşünür müsün?

Aklımdan bile geçmez amk. Yarım saat boyunca lak lak eden, esas sorulara, iş ile alakalı hiçbir detaya gelmeyip sadece yüzeysel bahisler açan birisinin işine elini sokar mısın? HAYIR.

giphy (2).gif

Mekandan çıkışım…

Niyeyse bu tür gavatlıkları hep liboşlar yapıyor. Bu yazının önlerine düşeceğine adım gibi eminim. Çünkü liboşların %80′ i görüştükleri insanların internette paylaştıkları duygu ve düşüncelerinden besleniyor resmen, her şeyi ama her şeyi kendi üstlerine alınıp “aaa bana böyle böyle demiiiş” diye oturup kuruluyor falan.

Bu lafım da sana öteki liboş. Biliyorum hala takip ediyorsun ne yazmış ne yazmamış. Hakkında bir şey yazmamam, ne yaptıklarını unuttuğumu ne de affettiğimi gösterir. Senin zamanın BÜYÜK gelecek. O zaman geldiği zaman da başına gelenlerin nereden nasıl geldiğini anlamayacaksın bile çünkü gerizekalısın.

Bu ufak toplantıyı buraya yazıyorum ki ilerde bir gün yine çevirilerden illallah ettiğim bir gün saçma sapan adamlarla iletişme geçmeden önce okuyup kendimi vazgeçireyim.

Zira artık öğrenmiş olmamız gereken bir ders var, değil mi arkadaşlar?

LİBOŞLA MUHATAP OLUNMAZ!

 

Ayın 5 Şarkısı

Bu ay çok güzel şeyler dinledim valla. Ama ay sona ermeden hiç sevmediğim bir şarkının çok mükemmel cover’ı büyün ayı süpürdü. Kendisi 5. sırada efem…

1. The Romanovs – King

Ablada tam bir Amy Lee havası var. Ayrıca bu kadar eski olmasını beklemiyordum ben.

2. Ruby The Hatchet – Planetary Space Child

Bu ay en beğendiğim şarkı oldu açık ara farkla. Ama dediğim gibi çok sevdiğim şarkıları bazen en çok dinlemeyebiliyorum. Kesinlikle beş ay sonra falan da listelerde bulabileceğiniz bir şarkı olur bu.

3. Okta Logue – Pitch Black Dark

Bir şarkıda olması gereken her şey var bana göre.

4. Wax Fang ft. Lacey Guthrie – Glass Island

Bu ay en şaşırtan bir o kadar da sevdiren şey bu şarkı oldu. Bu ay baya güzel şarkı dinlemişim lan askldjsdfg.

5. Eugene McGuinness – Blue Jeans

Evet geldi o cover’ a. Adamda Baba filminden çıkmış gibi bir hava yok mu? asdfsgdhg

 

Bol bol dinleyiniz.

Fantastik Özgürlükler

Bİrkaç gün önce kafama dank etti. Resmen bir aydınlanma yaşadım. Her memleketin kadınının farklı bir özgürlük anlayışı var ve bunu bilen şirketler sürekli olarak bunları kullanarak ürün satmayı hedefliyor!

giphy

Medium yazısı gibi oldu lan, dur bir de öyle yazayım koyayım tutar belki asljdsldşfgf.

Şimdi, Türk kızına “Özgürlük ne” diye sorsan “istediğimi yapabilmek, istediğim okulda okuyabilmek, istediğimle gezebilmek, istediğimi giyebilmek ve elalem ne der diye düşünmeden rahatça yaşamak” der. Bakınız bütün kadın temalı reklamlara hep aynı bok. Elidor tutar “Elalem” temalı reklam yapar, Orkid tutar “kızlar neleri becerir” konulu reklam çeker… Dizilere bak, ailesine rest çeken ablalar, istediği işe hop diye konanlar, ailesinin manipülasyonlarından etkilenenler… Hepsinde ama hepsinde aynı tema. İstediğimi yaparım kimse de bir bok diyemez teması.

Ama Evropalı kızlar öyle mi? Değil. Onlar zaten istediklerini yapıyorlar, o yüzden özgürlük anlayışları bizimkinden farklı. Avrupai kızların yegane özgürlük anlayışı (son bilmem kaç senedir) “tek başına dünyayı gezmek, otostop çekerek dolaşmak, kendini bulmak, tek başına dünyayı keşfetmek”. Bize sorsan bu özgürlük değil düpedüz manyaklık. Gel beni öldür demenin süslüsü.

Erab kızlarının düşüncesi de “bana ait bir yer” dir mutlaka. O yüzden memleketteki tüm Erab seviciler kendilerine ait bir alan isterler ve o kafalarındaki kendilerine ait alan gasp edilince de bık bık öterler.

DhwHHIMW0AAoGLc.jpg

Ayrıca Arap kızlarının kendilerine özel bir mekan arayışı aslında onların söylediklerinden ve paylaştıkları olaylardan edindiğim bir izlenim. Biraz daha Virginia Woolf gibi takılıyorlar o konuda.

Amarikalı kızların özgürlük düşüncesi ne dersiniz? “İstediğim arkadaşlıklara sahip olmak”. O da ne la, diyebilirsiniz. Anlatayım efem…

Amerikalı kadınların arkadaşlıkları çok nadir ve oldukça garip. Çünkü iki kadının bir arada olduğu her ortamda bir dallama olaya müdahale edip kendine göre insanların muhabbetlerini şekillendirmede herhangi bir beis görmüyor. Valla ben de ne yaşadımsa orada bazı hadsiz adamların yerli yersiz her olayımıza dahil olması yüzünden mahvolan planlarımız ile yaşadım. Kısa bir örnek: İtalyan arkadaş ile bir gece “hadi lan kafamıza göre gezelim goy goy yapalım” dedik. Tam bu muhabbetin üstüne Kolombiyalı arkadaş geldi ve o da gelmek istediğini fısıldadı. Evet efendim, fısıldadı. “Tamam ama kimseye gözükmeden çıkalım yoksa peşimize takılırlar” dedi sessizce. Biz anlamadık ama çıktık sessizce, hiçbir şey yokmuş gibi. Ama enselendik dostum, lanet olasıca adamlar bizi çok uzaklaşmadan yakaladı. Sonrasında “Sizle gelsek olur mu” da yok üstelik amk direkt bütün planları yaptılar “o bar dolu şuraya gideceğiz” dediler ve gideceğimiz yeri değiştiler ve de sonuç olarak bütün geceyi mahvettiler. Biz yurda döndük üçümüzün de suratı asık… Kolombiyalı diyor “ben demiştim” diye.

Amına koduğumun yurdunda 11 ay kaldım sadece 1 ay güzel geçti o da İspanyol kızlar, yurttaki oğlanları planlarımızdan uzak tutabildiği içindi… Onların geldiği vakit arkadaş çevresi büyüdü, dehşet eğlendik, güldük. Ve oğlanlar hep bir kavga çıkarmaya çalıştı, hep aramızı bozmaya çalıştılar.

İki kadın bir masada oturup muhabbet ediyorken hiç davet beklemeden gelip masamıza çat diye oturur ve muhabbeti istedikleri gibi değiştirirlerdi. Sizin konuşmanızı umursamayarak. Ama aynısını sen onlara yapınca “burada özel bir şey konuşuyoruz” diye sana ters çıkarlardı.

Ha bir de sıkıyorsa Koreli kızların masasına izinsiz otursalardı. Ağızlarına sıçardı o kızlar, olamazdı öyle bir şey onlar için.

Bak son dönem Amarikan filmlerine. Kadınlar bir şeyler yapıyor. Herhangi bir şey. Sofia Coppola adam doğratıyor mesela asldksjdfgdfgh… Ama kadınlar hep bir aradalar. Bunlardan rahatsız oluyor insanlar. Yok orijinal değil, yok niye kadın karakter yok bık bık… İnsanlar bunu görmek istediği için olabilir mi sayın amınakoduğum? Başlarında erkek olmadan arkadaşlık kurmak istedikleri için, bu durumun hayalini kurdukları için mesela… İnsanlar bunu pazarlıyor bir süredir, sebebi de böyle bir talep olması.

O yüzden Amarika’ da herkes Jennifer Lawrence ile arkadaş olma hayali kuruyor, Taylor Swift’ in arkadaşlarına “Squad Goals” diye heyran heyran bakıyor, ayıla bayıla Sex and the City izliyor. O yüzden Amerika kıtasındaki kadınların korkusu Gilead gibi bir yer. O yüzden Amarikalılar Sorority olayına çok düşkün. O yüzden Bechdel testi görmek istiyorlar her yerde. Yüzlerce örnek sayabilirim.

Bu kadar, şimdi gidebilirsiniz asdlfskfhfgj.

Estefania’ nın Yalanları

Bir kız var, Amerika’ dan tanıdığım. Bu kız benim oda arkadaşımdı. Kız hemen dibinde duran çöpü çıkarmaz, temizlik kurallarına uymazdı.

Sadece o mu, hiç açık hava aktivitesine de katılmazdı. Bir kere bile bizimle sahile gittiğini görmedim. Ama bir kere bile kendi başına veya arkadaşlarıyla birlikte gittiğini de görmedim.

Estefania’ nın eğlence anlayışı otel rooflarında elinde pahalı içkisi ve üstünde bir takım tasarım kıyafetlerle salınmaktı. O kıyafetlere ne üzülmüştü THY bagajı kaybetti diye. THY bagajı kaybederse 10 bin dolar ceza ödemek zorundaydı o vakitler, “hadi yine iyisin” demiştim ona fakir aklımla. O da bana oldukça soğuk bir suratla “benim kıyafetlerim on binden fazla eder” demişti.

Kimseyle konuşmaz, herkese tepeden bakar, hiçbir etkinliğe gelmez, hiçbir şey yapmaz. Tek yaptığı ağır makyajlar yapıp partilere gitmek.

Ha o makyajın döküntüsünü de hiç temizlemezdi ve ortalığı bok götürürdü.

Kısacası Estefania’ nın bulunduğu her ortam çürük kokardı.

Sonradan sonradan Estefania bir instagram sayfası cozutması yaşadı. Galiba para verdi ilk olarak bir anda binlerce takipçisi oldu. Sonra da o sayfada sürekli olarak seyahat fotoları paylaşmaya ve insanlara “inspirational” mesajlar vermeye başladı. Bizim kokaç Estefania, tutup doğanın kokusu, temiz ortamlar, spiritüel yolculuklar falan paylaşıyor.

Niye bu kadar yalan söylüyor acaba? O seyahatlere çıkabilmek için gerekli sponsorluklar adına bir imaj yaratması için mi? Yoksa belki de Estefania’ nın kafasına bir kaya düştü de bir anda aydınlanıverdi… Belki de o yüzden artık kaybedebileceği bagajlar için oturup üç gün ağlamıyor gibi pozlar veriyor. Belki de o yüzden dünyanın en temiz ve spiritüel kızı pozlarında ve belki de gerçekten o otel rooflarında geçirdiği partilerden illallah etti.

Gözümle görmemiş olsam ulan kız nasıl güzel hayat yaşıyor diyeceğim ama yaptığı her boku biliyorum. Boşuna yalan söyleme Estefania.

estefania.png

Estefania poz keserken gerçek bir gezgin arkadaşım Anja, elden düşme kıyafetlerle ve beş sene evvel aldığı crocslarıyla (ne alay ederdik yarabbim) dünya turu gerçekleştirdi. Ama onun fotoğrafları bir Estefania kadar etmedi… Çünkü insanlara akıl vermiyordu, inspirational mesaj falan vermiyordu. Filtre kullanmıyordu, arkadaşlarıyla gülerek fotoğraf çekiliyordu götünü kameraya çıkararak değil… Ben buna bağlıyorum o kadar instagram bebesi olmamasını…

Soxam bele yaşayışa…

Favori Youtube Kanalları

Daha önceden buna benzer bir yazı yazmıştım sanırım ama adını tam olarak hatırlayamadım. Ve ne yalan söyleyeyim oturup da geçmişe gitmeye, tek tek başlıklara bakmaya üşendim. Ne gerek var asdfkldfgdfgh.

Bu aralar sıklıkla takip ettiğim bazı youtube kanallarını paylaşayım istedim. Olur da izleyecek bir şey bulamıyorsanız bunlar tam size göre olabilir.

1. Shane

Shane Dawson hakkı çok yenmiş bir youtuber, kim ne derse desin. Ne Jenna Marbles ne Pewdiepie, hiçbiri bir Shane etmez. İçerik konusunda da insanlık konusunda da.

Geçtiğimiz aylarda kendisini sevmeyen bir başka youtuber ile bir araya gelip sebebini sormuş ve onunla arkadaş olmaya çalışmıştı. Tüm bunların sonunda oğlanın fikrini değiştirmiş ve kendisine bir arkadaş kazanmıştı. Shane’ in son zamanlardaki düsturu da bu zaten. İnsan kazanmak. Buyrunuz izleyiniz efem…

2. Pop Culture Detective

Bu adam bir harika. Öylesine güzel analizleri var ki, film kültürü o kadar kuvvetli ki aklınız durur. Az video yükler, ama yüklediğinde en az üç gün yüklediği video ile alakalı düşünürsünüz. Maskülenlik ile alakalı videoları bir numaradır.

3. Screen Prism

Bir başka analiz kanalı. Bu ablalar da güzel analizlere sahip. Her ne kadar %100 tutarlı analizleri olmasa da Pop Culture Detective gibi. Bu ablalar daha popüler işlerin analizlerini yapıyorlar ve daha sık video koyuyorlar. Özellikle Game Of Thrones ile alakalı analizlerinin hastasıyım.

4. Casually Explained

Daha önceden yazdığım o listeye eklemiş miydim hatırlayamıyorum ama Casually Explained çok güzel bir kanal. Eğlenceli, basit, hayvan gibi güldürme kapasiteli. Mutlaka bakmalısınız.

5. Nathan Zed

Youtube’ un gözde çocuğu Nathan, kazandığı her kuruş helal. Çok başarılı bir içerik üreticisi, aynı zamanda harika merchandising satışı var. O kadar klas bir şekilde merch satıyor ki aklınız durur. Benim bile alasım gelmişti ama ben alana kadar tükenmişti bile. Nathan’ ın geleceği çok parlak, eğer youtube onu harcamaz ise. Bu sene Vidcon’ da desteklenen içerik üreticilerinden bir tanesiydi.

 

Siz bunları izleyedurun, bakalım başka neler keşfedeceğiz yakında.